Atayurt Gazetesi -
$ DOLAR → Alış: 5,36 / Satış: 5,38
€ EURO → Alış: 6,10 / Satış: 6,12

SON DAKİKA

“ALIŞKANLIK”, BİR HASTALIKTIR

Halil Yılmaz
Halil Yılmaz
  • 26.11.2018
  • 27 kez okundu

“Bir köylü kadının ineği, buzağı doğurur. Kadın, buzağıyı doğar doğmaz kucağına alıp taşımaya başlar. Buzağı büyür dana, öküz olur.  Köylü kadın öküz olmuş “Buzağısını” yine kucağında taşıyabiliyormuş” MONTAİGNE

Sevgili Okuyucularım! Bu denemeden “Alışkanlığın” ne yaman bir güç, ne yaman bir koşullandırıcı – hastalık olduğunu anlayabiliriz.

“Alışkanlık” deyip geçmeyin sakın. Hastalıkların en büyüğüdür alışkanlık. Hem de çaresi, tedavisi olmayan kronik bir hastalıktır.

Alışkanlık ilk zamanlar munis, sevimli, sıcacık, alçakgönüllüdür. İçimize yavaş yavaş, sinsi sinsi girer, yerleşir. Fakat zaman içerisinde içimize yerleşip kök salar, dallanır, yapraklanır, çiçek açar, meyveye durur. İşte o an yandığımızı, tutsak olduğumuzu… Onun ne ayaz suratlı, acımasız, karşı konulamaz bir güç, bir canavar olduğunu anlarız. Ne yapsak, ne etsek onun bizi yönlendirmesinden kurtulamayız. Bizi, kendisine karşı koyamayacak kadar miskin, çaresiz ve acz içinde bırakır.

Sırtımızda bir kamburdur alışkanlık. Siz istemeseniz de; size, tutsağı olduğunuz davranışları yaptırabilen, boynunuzda asılı tılsımlı bir kolyedir. Yani sizi saran, sarmalayan; içinize, iliklerinize işlemiş bir tutku, esiri olduğunuz aşk gibi vazgeçemeyeceğiniz bir şeydir.

Alışkanlık kişinin ve toplumun karakteri olur. Toplumun ve kişilerin davranışlarını etkiler, belirleyici ve yaşam biçimi olur. Alışkanlığın tutsağı olmuş kişi ve toplum, tüm iç ve dış uyarılara kapalıdır, değişim ve gelişimi yadsır.

Çünkü alışkanlık, tutku boyutunda bağlanmayı… Sürekli aynı şeyi istemeyi…İstediğini bulmak için aranmayı…Bir ilaç, bir sigara veya başka bir maddeye duyulan gereksinim gibi dayanılmaz alışkanlığın dayattığı isteğin tutsağı olduğunun farkında olmaz.

Alışkanlık hastalığı elbette çok boyutludur: Kişisel, toplumsal, siyasal…

Kişisel alışkanlık:Kişinin ahlaki değerlerini, amansız döngüsü içinde yer, bitirir, eleyip un eder… Örneğin bir kişinin komşusunu kıskanması… Bağdan, bahçeden, bakkaldan veya marketten bir şey çalması alışkanlığı – hastalığı…

Toplumsal alışkanlık – hastalığı: Bütün bir toplumun miskin, edilgen – boyun eğen,tepkisiz, zavallı duruma düşmesi… Varlığının temelideğerlere duyarsız bırakılması… Üretmeden, alın teri, göz nuru dökmeden – çalışmadan başkasının (Devletin)sırtındanyaşama alışkanlığına(Tembellik) tutsak edilmesi…Korkunçalışkanlıklardan bir desiyasal boyutlu olanıdır:

Siyasi alışkanlıklar da kronik bir vakadır: Fiziki sağlığını yitirmiş ve siyasi bir mevta olan Deniz Baykal’ın, hâlâ milletvekili seçilmesi…Onun “Alışkanlık” -hastalığını; “Horoz ölür, gözü çöplükte kalır” atasözü, ne kadar da güzel açıklıyor.

Bir vakit namazını ulaştığı yerde defalarca kılan, kadayıfçı ERBAKAN… Altı kez gidip, yedi kez gelen ve “Benzin vardı da biz mi içtik?” diyen DEMİREL… Yattığı hastanenin penceresinden, kolu bostan korkuluğu gibi kaldırılıp sallanan ECEVİT…Demir Dağlarını erittiğini, Tanrı Dağlarınıda dümdüz yol ettiğini savlayan TÜRKEŞ… Kendini tutamayıp, “HAVAYI” tokatlayan ve kime meydan okuduğu bilinmeyen BAHÇELİ… Ve halkına, “Doğruları” gerçekmiş gibi anlatan… Ve muhalefet liderlerine; “Allah sizi o partilerin başından eksik etmeye!” diyerek “Tİİİ” geçen… Arap dünyasının Abisi, Sultan-ı Hanı, çöllerfatihi, en karizmatik lider ERDOĞAN. Yakın tarihimizin siyasi alışkanlık hastalığına yakalanmış unutulmaz renkli simalarıdeğil mi?

KiAtatürk’ün CHP’sini, Antiemperyalist çizgisinden çıkaran ve onun kuruluş ilkeleriyle hiçbir bağını bırakmayan… “Andımız” konusunda lal olan…Avrupa’daki “Sağ Sosyal Demokrat” partilerin de gerisine düşüren… Sırtı yerden kalkmayan yine de “Yıkılmaya” doymayan – sahte pehlivan TESEV şekerlemecisi ve ekibi…

CIA’nın Türkiye masası şefi, Ortadoğu uzmanı ve sorumlusu GrahamFuller’in1993 de ülkesi ABD’ye yazdığı raporda şöyle diyor: “ABD çıkarlarına koşulsuz hizmet edecek olan “İslami Söylemli” yeni ve genç bir kuşağın iktidara taşınması… Ulus devletin yerine “Başkanlık” sistemine geçilmesi… Ve CHP’nin de süreç içinde “Sol” – antiemperyalist Kemalist – ulusal çizgiden;  “Sağ – İslami” söylemli çizgiye çekilmesinin ve bu düzlemde politika yapmasının gerçekleşmesiyle ancak bölgedeki ABD çıkarları (BOP) yaşama geçebilir.”

Sizce, GrahamFuller’in yazdığı rapor ile ülkenin ve kurucu partinin içine düşürüldüğü genel manzara arasında bir bağlanıtı yok mu?

Korkum odur ki, Atatürk’ün kurduğu “Ulus Cumhuriyeti”, Atatürk’ün partisinin beynini işgal etmiş bu yüzsüz, pişkin, siyasi ahlak yoksunu taşeronlara yıktırmasınlar.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ