Reklam
Reklam
Atayurt Gazetesi -
$ DOLAR → Alış: 4,70 / Satış: 4,72
€ EURO → Alış: 5,48 / Satış: 5,50

SON DAKİKA

Yaklaşan Seçimlerin Rahatsız Eden Manzaraları!..

Erdal Akalın
Erdal Akalın
  • 05.04.2018
  • 72 kez okundu

Genel seçimlere bir yıl kadar zaman kalmışken, siyasi parti liderlerinin meydan okumalarına dönen seçim söylemleri vatandaşları germeye devam ediyor.  Sadece germekle kalınsa iyi diyeceğim ama sorun var olan ayrışmayı da derinleştirmektedir.

2007 seçimlerinin hemen akşamında, Sayın Tayyib Erdoğan’ın umut ve heyecan veren demeci halen belleklerimizdedir; “Herkesin hükümeti olacağız!”.

Bugün gelinen nokta, AKP İktidarı’nın herkesi kucaklamadığı gibi, vatandaşları ve ülkeyi bazı ayrışmalara taşıdığını düşündürmektedir.  Özellikle, “bizden veya ötekiler” şeklinde özetlenecek ayrıştırmalar, daha da vahimleşmiş ve de ; “bitaraf olan bertaraf olur!” tehdidine kadar varmıştır ki, son örneği Doğan Medya Grubu üzerine kurulan baskıdır.

Ülkem insanı; muhafazakâr dinciler, ayrılıkçı Kürtler ve Kemalist laikler denebilecek şekilde kamplaşmaya doğru ötelenmiştir.

Kuşkusuz bu ayrışmayı yalnız AKP’yi suçlamakla izah edemesek bile, asıl sorumlunun iktidar ve hükümet olduğunu da kabul etmek zorundayız.  İktidar derken de sadece AKP partisine sempati duyanları değil, artık “tek adam” olmak yönünde hızla ilerleyen Sayın Erdoğan’ın söylemlerini izlememiz gerekmektedir.

Yerel ve genel seçimler öncesi ortaya çıkan bu farklılaşmaların seçimlerin hemen ertesinde de düzeleceği konusunda umutlu olmamızın ipuçları da yoktur.  Hele, AKP ve Sayın Erdoğan, arzuladıkları çoğunlukla seçim sandığından çıkarlarsa, üstü kapalı olsa bile söylemlerinin perde arkasının ülke insanı ve vatan toprakları adına ayrıştırmayı derinleştireceği anlaşılmaktadır.

Yangına körükle gitmek denecek demeçleri yalnız Sayın Erdoğan değil, AKP’nin diğer bir siyasetçileri de sıklıkla kullanmaktadır.  Örneğin; internetin güvenli kullanımı adı verilen filtreleme konusunda ve havuz medyasını savunmak için sarf edilen sözler umut kırıcıdır.  TÜSİAD ve diğer sivil toplum kurumlarını hedef alarak; “Onlar iktidara gelirlerse istedikleri gibi porno dizisi seyredebilirler!” demenin, ne mantıkla ve ne de devlet adamı olmaya soyunmakla ilgisi yoktur.  Üstelik korkutucu ve suçlayıcı bir söylemdir.

Bellidir ki, Kubilay’ı şehit eden zihniyetin genetik uzantısı bugünlere kadar gelebilmiştir.  Bunu muhafazakârlıkla, inançla, hatta siyasi dinci sempati ile de izah etmek olanağı sanırım yoktur.  Bir siyasetçinin, üstelik TBMM Başkanlığı yapan bir siyasetçinin, laik düşünce kavramı ve hatta kadınları aşağılayıcıdavranış ve söylemleri şeklinde gelişen sorumsuz suçlamalarını içimize sindirmekte zorlanmamızın, çağımızın insanı öne çıkaran hümanistlik filtresinden bihaber olması ile izahından başka da şansımız kalmamıştır!

Genel ve yerel seçimlere çok az zaman kalmışken; AKP siyasetçilerinin internet özgürlüğü isteyenleri pornocular, içki yasağını protesto edenleri ayyaşlar, sanatsal etkinlere yakın duranları sapıklar ve kadını tesettüre sokmaya karşı çıkanları ahlaksızlar diye nitelemekte oluşlarını içimize sindirmek zorunda mı kalmalıyız?!   Yanıt sandıktan böyle çıkarsa, vay halimize!

Vatandaşı ayrıştırmanın ve vatan topraklarını bölmek girişiminin bir diğer sorumlusu da, artık belli olmuştur ki bu alanı işgal edenler etnik bölücülüğü bir siyasi organ haline taşıyanlardır.Düne kadar olguyu insan hakları ve demokratik özgürlükler bağlamında götüren buzihniyetin sözcüleri, artık nerede ise bölünmüş olmayı savunur hale gelmişlerdir.  Bunu da, adımları yanlış atılmış meşhur açılım programının hatalı yorumlanmış olmasına devam olarak görebiliriz.  Devleti, bir tarih vererek tehdit etmenin sonu, korkarım ki herkes için çok acı olaylara gebe olabilir.  Umarım, bu dikenli yol terk edilerek akl-ı selim galip gelecektir!

Bir diğer yanlışlık ise inanç dünyaları üzerinedir.  Sayın Erdoğan, CHP Lideri’ni işaret ederek seçim meydanlarında “Biliyorsunuz O bir Alevi’dir!” anlamına gelen söylemler yapabilmiş ve vatandaşların bu tümcesini alkışlarla karşılamasına gülümseyebilmiştir. Yeniler de “Geziciler çatlasın ve patlasınlar, AKM’yi yıktık işte!” söylemini anlamak ise olası değildir. Bu yaklaşımlar, tek kelime ile inanç özgürlüğüne saygısızlık ve vatandaşların anayasal haklarını yok saymaktır.  Kaldı ki, işin tadının kaçtığına bizzat kendisi de inanmış olan Sayın Tayyip Erdoğan, başta Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere dini yorumları kendilerinden menkul ulema geçinenleri uyarmak zorunda kalmıştır.  İnsanlarımızı sadece etnik yapıları ile değil, inançları ile de seçim malzemesi yapabilmek, geriye dönülmesi zor adımlardır.

Amaç, Sayın Erdoğan’ın ne pahasına olursa olsun seçimleri arzu ettikleri çoğunlukla kazanmak hırsı ise gelinen noktanın vahameti artık çıplak gözle görülür olmuştur.  Üstelik bazı hukukçu akademisyenlerin eli ile hazırlanan son seçim kıstasları, “yazı gelse de biz, tura gelse de gene biz kazanacağız” mantığı, demokratik teamüllerin halen ülkemiz adına geçerli olamayacağının vahim bir belgesi olmuştur.  Bu gelişmeye ise bağımsız ve tarafsız yargının saygı duyulması gereken onaylaması gözü ile bakmamız beklenecek ise, merhum Aziz Nesin gene haklıdır demek gerekmektedir!

Bu arada da partisinin il başkanlığına aday olan bir zatın medya önünde kefen kuşanmasını ve gene bir başkasının seçimi kazanamazsak Mekke’yi kaybederiz yorumunu siyaseten traji-komik bir anı olarak izlemek zorunda kalışımızın yorumunu da sizlere bırakıyorum!

Sayın Semih İdiz bir köşe yazısında, ABD’nin ikinci başkanı olan John Adams’ın bir özlü sözüne yer vermişti, aynen katılıyorum; “Çöküş dışarıdan değil, siyasi partiler devleti ele geçirdiklerinde içeriden gelir!”!..

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ