Tüm Emeklilerin Sendikası İskenderun Temsilcisi Medine Yayman, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla yayınladığı mesajında, “8 Mart’ın gerisinde, Kadınların yüzlerce yıldır sürdürdükleri eşitlik, özgürlük ve yaşam mücadelesinin ayak izleri var” dedi.
Medine Yayman , Bir asrı aşan mücadele ile kazandıkları haklarına dokundurtmayacaklarının altını çizerken, düşüncelerini şöyle aktardı:
“8 Mart 2026 Dünya Kadınlar Gününe; Ortadoğuda savaş, ülkede ekonomik kriz, yoksulluk, işsizlik, hukuksuz gözaltılar, baskı, karanlık, kadın cinayetleri, kadın kazanımlarına ve insan haklarına yoğun bir saldırı altında giriyoruz.
Bu 8 Mart’ta da bizi yoksullaştıranlara, karanlığa mahkum etmeye çalışanlara, hayatın her alanında varoluşumuza, ürettiklerimizi yok saymak ve kısıtlamak isteyenlere karşı buradayız, bir aradayız.
Dünyanın dört bir yanında Afganistan’da, İran’da, Suriye’de, Türkiye’de biz kadınlar yaşamlarımızı çalan gerici, baskıcı, neo liberal politikalara karşı isyanımız ile sokakları dolduruyoruz.
8 Mart’ın gerisinde, kadınların yüzlerce yıldır sürdürdükleri eşitlik, özgürlük ve yaşam mücadelesinin ayak izleri var.
1857 yılında Amerika’da bir dokuma fabrikasında kadın işçilerin yanarak ölmesinden bu yana pek birşey değişmedi.Onların çığlığına Dilovası parfüm dolum deposundaki 6 , Kartalkaya yangınında can veren 78 canımızın çığlığı da eklendi.
Ülkemizde ve dünyada her türlü şiddet, savaş ve kıyımın ilk ve tek kurbanı kadınlar ve çocuklar…
Ülkemizde 2025 yılının kadın cinayetleri bilançosu 294 kadın cinayeti, 297 şüpheli ölüm… Geçtiğimiz ay 26 kadın yakınları olan erkekler tarafından katledildi.
İstanbul Sözleşmesi ve 6284 ü uygulamak yerine ilan ettikleri “Aile Yılı” Kadın cinayetlerinin uzayan listesi olmaktan öteye gitmedi.
Aile Danışma Merkezi, Aile Danışmanlığı ve Arabuluculuk gibi pansuman tedbirler, kadın cinskırımını engelleyemedi. Cezasızlık katilleri cesaretlendirdi, torba yasalarla, fetvalarla kadınlar açık hedef haline getirildi.
Ataerkili güçlendirerek kadına karşı şiddet ve cinskırım önlenemez.
KADIN CİNAYETLERİ SİSTEMATİK VE POLİTİKTİR.
Bu iktidarın;kadınları yoksulluğa mahkum eden, güvencesiz işlerde çalışmaya iten, “yardım” almak zorunda bırakan, “Muhtaç” duruma düşürme politikalarını kabul etmiyoruz. Bu politikalar kadınların bakım yükünü arttırıyor, görünmeyen emek sömürüsünü evde de devam ettiriyor, çocuklara, yaşlılara, engellilere gereken devlet desteği verilmediği için bu yük kadına kalıyor. Kadınların aldığı ücret erkeklerden çok daha az, dul yetim aylığı ve emekli maaşları açlık sınırının altında. Emekli olan kadınlar görünmez, emek sömürüsünü son nefeslerini verinceye kadar yaşamak zorunda kalıyor.
Yoksulluğu, güvencesizliği ve emekli kadınların görünmez kılınmasını kabul etmiyoruz.
Hayatlarımızı zorlaştıran politikalara, eşitsizliğe ve adaletsizliğe karşı emekli kadınların isyanını büyütüyoruz.
Yılların emeğini savunuyor, eşitlik ve insanca bir yaşam için birlikte mücadele ediyoruz.
Kamucu politikaların yokluğu en çok kadınları ve çocukları etkiliyor.
Bugün ülkemizde barınma krizi biz kadınlar için hayatlarımızın sürdürülebilirliğini doğrudan belirleyen bir yaşam krizine dönüştürmüş durumda. Konut fiatları ve yüksek kiralar kadınları yoksullaştırmanın yanısıra güvencesiz mekanlarda çalışmaya ve yaşamaya mahkum ediyor.
Siyasal iktidar, bir yandan ataerkil uygulamaları güçlendirirken, bir yandan da hak arama yollarını tıkıyor. Yargı artık beklentilerimizi karşılamaktan çok uzak. Demokrasinin temel taşı olan güçler ayrılığından söz etmek artık mümkün değil. Tüm muhalif güçler baskı altında. Haksız tutuklamalar, hukuksuz gözaltılar, soruşturmalar günlük yaşamımızın olağan bir parçası haline geldi. Anayasa sadece bir kitaptan ibaret.
17 Şubat 1926 tarihinde kabul edilen Medeni Kanun ailede eşitliği sağlayan çok önemli bir güvenceydi. Ancak; Mevcut iktidar medeni kanundan nafakaya, soyadı kanunundan miras düzenlemesine kadar kazanımlarımızı gaspetme yönünde bir çalışma içinde. Medeni Kanunun Laik ve eşitlikçi yapısı hedef alınmış durumda.
Bugün Medeni Kanunu korumak ve savunmak Laik, demokratik ve eşit bir ülkede yaşamak iradesinin beyanıdır. Çünkü bu Kanun, Türkiye Cumhuriyetinin en önemli kurucu ilkesinin hukuksal karşılığıdır.
Bir asrı aşan mücadele ile kazandığımız haklarımıza dokundurtmayacağız!
Kazanılmış haklarımızı geriye götürmeye yönelik her türlü gerici hamlenin karşısında barikat kuracağız.
Çocuklarımızın pozitif bilim ve çağdaş eğitim almaları Laik ve bilimsel eğitimle mümkündür. Okullara gönderilen çağdışı genelgeler, gerici uygulamalar, dini yapılara ayrılan sınırsız bütçe, tarikat ve cemaatlerle yapılan protokoller, karma eğitimden hızla uzaklaşma laiklik ilkesinin ihlalinin delilidir.
Halkı Teba haline getirmek isteyen, kökü dışarda Siyasal islamcı tek adam rejimine karşı laikliği savunuyoruz.
Biz kadınlar için laiklik mücadelesi amasız, fakatsız vazgeçilmezlerimizin en üst sırasındadır.
Bugün Afganistan’da Taliban rejiminde kadının kemiklerinin kırılıncaya kadar şiddete maruz kalması yasallaştı. Kadınların camdan bakması, kamusal alanlardaki varlığı, eğitime erişimi dahi yasak!
Afgan kadınlarının sessiz çığlıkları kulaklarımızda. Taliban rejiminde olduğu gibi kadınlar Siyasal islamcı rejimde de yok ediliyor, köleleştiriliyor, görünmez kılınıyor.
Laiklik mücadelesi kadınların “Varoluş” mücadelesidir.
Şeriat karanlıktır, laiklik ise yaşamın ta kendisi…
Karanlık her zaman gürültülüdür ama, asla kalıcı değildir. Hukuksuzlukların bu denli görünür hale gelmesi, Laikliğin neden vazgeçilmez olduğunu daha çok insana hatırlatacaktır.
Laiklik Şeriatın panzehiridir.
Bugün, Ortaçağda kamusal alanda varolan kadınların Cadı Avı ile yakıldığı karanlığa döndürülmek isteniyoruz.
Bizi Ortaçağ karanlığına mahkum etmeye çalışanlara karşı duracağız ve evlerimizden, sokaklardan, meydanlardan haykırmaya devam edeceğiz.
Afganistan’da, Suriye’de, İran’da kıyıma uğrayan baskı gören kadınların mücadelesini sahipleniyoruz. Sürdürdükleri özgürlük mücadelesinin yanındayız.
Uluslararası Emperyalist saldırıların karşısında barışı, kardeşliği ve eşitliği savunmaya devam edeceğiz. Gücümüzü kadın dayanışmasından alıyoruz.
Kadın dayanışması özgürleştirir,
Kadın dayanışması değiştirir,
Kadın Dayanışması yaşamı savunur.
Bu 8 Mart’ta bizleri eve kapatmak, köleleştirmek isteyen bu karanlık rejime karşı laiklik için, eşitlik için, özgürlük için birleşik bir kadın mücadelesiyle sokakları doldurmak ve inşa edilmek istenen rejimin karşısına dikilerek yüksek sesle KADINLAR VARDIR. Demek kararlılığından vazgeçmeyeceğiz.
Bu ülke bizim,
Bu yaşam bizim.
Yaşasın 8 Mart
Yaşasın Mücadelemiz.”







