
HALİL YILMAZ HITMİYE
EĞİTİMCİ-YAZAR-ŞAİR
Suha-6331@hotmal.com
Antakya Atayurt Gazetesi
Küresel Emperyalizmi ürkütmeyen, sert söylemlerinin altında uluslararası sermayeye sıcak bakan, sol yelpazenin; daha çok sağına yakın konumlanan Deniz BAYKAL 2003 MART’ında; TBMM’de, BATI’nın TÜRKİYE üzerinden IRAK işgalinin teskeresinin görüşülmesi sırasında kendisinden beklenmedik bir direnç gösterdi. Batı, deyim yerindeyse hayali sükûta uğradı.
Emperyalist işgale karşı Atatürk tarafından kurulmuş CHP’nin liderine yakışan bir tutum sergiledi. Teskerenin geçmesini önledi, Cumhuriyet tarihimize not düşürdü.
Hayal kırıklığına uğrayan BATI; o gün, Deniz BAYKAL’ın üstünü çizerken, yerine alternatifini de aramaya başladı.
AKP’nin eş başkanlığını üstlendiği, fakat inşasında zorlanmaya başlandığı BOP, yeni bir düzleme oturtulmalıydı ve oturtulacaktı.
Kamuoyunda pek bilinmeyen, CHP’de tanınmayan bir isim: KILIÇDAROĞLU.
AKP’nin kamu malını yağma sofrası anlayışıyla; küresel emperyalizme ve yandaşlarına peşkeş çekmesiyle ilgili yolsuzlukları gündeme getirmesiyle tanındı.
Her söylediği doğru çıkıyordu. Her insanın elde edemiyeceği, ulaşamayacağı belgelerle konuşuyor – konuşturuluyordu. Ülkenin en büyük kurumu SSK – SGK’yı; yağma ve talan ettirmeden yöneten; dürüst, namuslu bir bürokrat imajıyla topluma sunuldu. Hiçbir kirli, şaibeli işe bulaşmamış; yolsuzluğa, hırsızlığa karşı koyan; kamu malını koruyan, dürüst ve güvenilir imajıyla kamuoyunun gündemine oturtuldu.
Halkta, parti tabanında bir umut, bir heyecan ve güven yaratılmıştı. Partisi CHP’den İstanbul Büyükşehir Belediyesine aday gösterildi. İstanbul’da, partisinin gitmediği, o güne değin adını bile duymadığı varoşlara; ayağına giydiği uzun, kara lastik çizmeleriyle ilk defa o girdi.
Yapıcı, kurucu, kurtarıcı; doğruları dillendirmekten korkmayan; doğup büyüdüğü bölgeden, aile bağlarından gelen demokrat kimliği, Atatürk ve Cumhuriyet değerlerine bağlılığı, dürüstlüğü; dünü, konjonktürle ilişkileri hiç sorgulanmayan; YUNUS gibi sabırlı, MEVLANA gibi kucaklayıcı, Erenler Ereni HACI BEKTAŞİ VELİ gibi; “ELİNE, BELİNE ve DİLİNE” sahip, yoksul babası GANDİ KEMAL.
2010 yılına gelindiğinde her şey hazırdı. 2003 Mart Teskeresinde küresel güçler tarafından üzeri çizilen, ünlü şarkıcı Ricky Martin özentili, HİZİPÇİ DENİZ BAYKAL’ın idam fermanı imzalandı.
Küresel Emperyalizmin BOP’una takoz olan, lastiğini patlatan Deniz BAYKAL, bir kaset skandalıyla bütün siyasi kariyerini – popüliritesini bir günde kaybetti.
Cumhuriyeti kuran CHP, bir anda kendini fetret devrini yaşar buldu. BAYKAL, CHP’nin genel başkanlığından istifa etmek durumunda bırakıldı. Başsız kalan CHP’de bir otorite ve disiplin boşluğu oluşmaya başladı. CHP tabanı bir şok yaşıyordu.
Deniz Baykal’ın yıllardır hizipçi davranışı, her ilde kendine BİAT etmiş siyasi BARONLAR yaratmış olmasından dolayı, partide üvey evlat konumuna düşmüş partililer; yeni bir siyasi İKBAL ışığının, umudunun beklentisi içindeydi.
Partideki dengeler alt üst olmuştu. Partililer yüksek şiddette bir deprem yaşıyordu. Olaylar, partililerin sağlıklı düşünme yeteneğini körertmiş, mantıklar işlemez olmuştu. Partililer duygusallık seline kapılmış, telaş ve panik içindeyken; depremin artçı sarsıntıları geçmeden olanlar oldu.
Küresel dünya, dersine çok iyi çalışmıştı. Sınavdaki sorular, hep çalıştığı konulardan çıkmıştı.
Ölümü gören parti örgütleri, sıtma hastalığına razı olur duruma getirildi. Resmin arkasındaki siyah gözlüklü adamlar (Küresel Güçler) fazla zorlanmadan, sıkıntıya girmeden; SOROS afyonlu TESEV mezunu KILIÇDAROĞLU zehirli şerbetini, CHP’nin anti-emperyalist tabanına – seçmenine içirerek operasyonu tamamladılar.
Atatürk Cumhuriyetine düşman Küresel Sermaye ve yerli uşakları Neo-libaraller; 2. Dünya savaşından sonra, Sovyetler Birliğine karşı başlatılan “SOĞUK SAVAŞ PROJESİ”, sağlam temelli ‘RABITA ve YEŞİL KUŞAK’ kuşatmalarıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin örtülü işgali; CHP’nin de beyninin dizaynıyla açık işgale dönüştü .
MHP’nin beyni zaten maaşlı – bordro mahkûmu bir devlet memuruydu. Verilen her görevi onur sayıyor, aksatmadan yerine getiriyor. Ve bütün bunları da, Tanrı Dağları’ndan; acı dolu inleyerek ağlayan – uluyan Buzkurt’un; onur ve yüksek milliyetçilik yüklenmiş, her bir ülkücüyü vatan (AKP) görevine çağırmanın – emrinin kutsal sesi – çığlığı olarak ülkücülere sunmaya – yutturmaya çalışıyor.
1000 yıllık kardeş halk evlatlarının kanları dökülmeye devam edecek, bu toprakların kara yazgılı analarının kınalı kuzuları; gencecik baharlarında canları alına alına, doğdukları toprakları kanlarıyla sulaya sulaya; bu kirli savaş, bu coğrafyada sürdürülecekti.
Buralarda barış yıldızlar kadar “IRAK”; insan olduğumuz – yüreğimiz kadar da yakındır.
21 Eylül 2016 // Antakya






