Anasayfa / Manşet / DEVA PARTİSİ MİLLETVEKİLİ SADULLAH ERGİN, GİDEREK AŞINAN MECLİS PRATİĞİNE DİKKAT ÇEKTİ: NE YAZIK Kİ SON YILLARDA, YASAMA FAALİYETLERİNİN KALİTESİ KONUSUNDA CİDDİ BİR EREZYONLA KARŞI KARŞIYAYIZ!

DEVA PARTİSİ MİLLETVEKİLİ SADULLAH ERGİN, GİDEREK AŞINAN MECLİS PRATİĞİNE DİKKAT ÇEKTİ: NE YAZIK Kİ SON YILLARDA, YASAMA FAALİYETLERİNİN KALİTESİ KONUSUNDA CİDDİ BİR EREZYONLA KARŞI KARŞIYAYIZ!

DEVA Partisi Ankara Milletvekili Adalet eski Bakanı Sadullah Ergin, Meclis’in giderek aşınan ve erezyona uğradığını iddia ettiği  pratiğine dikkat çekti.

Hatay Eski Milletvekili DEVA Partisi Ankara Milletvekili Sadullah Ergin, Meclis’te yaptığı konuşmasında şu görüşlere dikkate çekti

“Sayın Başkan, Değerli Milletvekilleri;

Bugün burada görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin içeriğine girmeden, daha temel ve daha yapısal bir soruna, yani yasama faaliyetimizin niteliğine ve giderek aşınan Meclis pratiğine dikkat çekmek istiyorum.

Türkiye, 2017 yılında yapılan sistem değişikliğiyle birlikte Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçti.

Sekiz sene sonra bugün geldiğimiz noktada şunu açıkça ifade etmek gerekir:

Bu sistem, vaat edildiği gibi hızlı ve etkin karar alma süreçleri üretmek yerine, çoğu zaman aceleci, yeterince tartışılmamış ve olgunlaşmamış kararların alınmasına yol açtı.

Değerli Milletvekilleri,

Türkiye Büyük Millet Meclisi, millet iradesinin tecelligahıdır. Bu çatı altında yapılan her düzenleme, yalnızca bugünü değil, geleceğimizi de şekillendirmektedir. Ancak ne yazık ki son yıllarda yasama faaliyetlerinin kalitesi konusunda ciddi bir erozyonla karşı karşıyayız.

Bunların başında ise artık bir istisna değil, adeta bir kural haline getirilen “temel yasa” uygulaması gelmektedir. Yasama faaliyetlerine baktığımızda, kanun tekliflerinin büyük bir kısmının “temel yasa” mantığıyla hazırlandığını görüyoruz. Birbirinden tamamen farklı kanunlar, tek bir teklif içinde Meclis’e sunuluyor. Komisyon süreçleri ya çok hızlı geçiliyor ya da yeterince derinlikli tartışmalara imkân tanımıyor.

Sonuçta ne oluyor?

Daha birkaç ay önce çıkarılan bir kanunun, kısa süre sonra eksikleri ve hataları nedeniyle yeniden değiştirilmek zorunda kaldığını görüyoruz. Bu durum, hem hukuki öngörülebilirliği zedeliyor hem de vatandaş nezdinde devletin karar alma süreçlerine olan güveni sarsıyor.

Bu durum bize şunu gösteriyor:

Sorun hız eksikliği değil, aksine aşırı hız arzusudur.

Sorun yetki yetersizliği değil, yetkinin tek elde toplanmasıdır.

Sorun karar alamamak değil, sağlıklı karar alamamaktır.

Yine şu an genel kurulda görüşülmekte olan bu teklifte de Tapu Kanunu, Çevre Kanunu, Yapı Denetim Kanunu gibi kanunlarda yapılacak değişikliklerin tek bir metinde toplandığı dikkat çekmektedir.

Değerli Arkadaşlar,

Meclis içtüzüğünün 91. Maddesinde bir kanun teklifinin temel kanun olarak görüşülmesinin kriterleri belirlenmiştir. Malum olunduğu üzere; Temel kanun, bir hukuk dalını bütünüyle veya kapsamlı olarak değiştiren maddeler arasında sistematik bir bağ bulunan ve toplumsal yaşamın büyük bir bölümünü ilgilendiren düzenlemelerdir (örneğin Türk Medeni Kanunu, Türk Ticaret Kanunu, Türk Ceza Kanunu veya Türk Borçlar Kanunu gibi)

Bu düzenlemenin amacı ise çok uzun ve kapsamlı kanunların Genel Kurulda bölümler halinde görüşülerek yasama sürecini hızlandırmaktır.

Ancak bugün geldiğimiz noktada bu düzenleme artık istisnai bir usul olmaktan çıkmış, adeta genel bir uygulama haline getirilmiştir.

Elbette gündemin gidişatına ve ülkenin ihtiyaçlarına göre birden fazla alanda düzenleme yapılabilmesi mümkündür, ancak bu durum kural değil istisna olmalıdır.

Kanun yapımı; aceleye getirilecek bir süreç değildir. Her bir düzenlemenin etki analizi yapılmalı, ilgili paydaşların görüşleri alınmalı, komisyonlarda derinlemesine tartışılmalı ve olgunlaştırılmalıdır. Ancak mevcut uygulamada bu süreçlerin büyük ölçüde devre dışı bırakıldığını üzülerek görmekteyiz.

Değerli Milletvekilleri,

Yasama faaliyeti; ciddiyet, ortak akıl ve sorumluluk gerektirir.

Kanun yapmak; yalnızca çoğunluk gücüne dayanarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Genel Kurul seremonisini tamamlamak değildir. Kanun yapmak; toplumsal ihtiyaçları doğru analiz ederek, hukuki ilkeleri gözeterek ve kalıcı çözümler üretecek düzenlemeleri yasa haline getirmektir.

Bugün geldiğimiz noktada;

Temel   kanun   uygulamalarıyla               yasamanın ruhundan    ve          amacından uzaklaşıyoruz,

Süre kısıtlarıyla müzakereyi ortadan kaldırıyoruz,

Yasama-yürütme dengesini fiilen ortadan kaldırarak Meclis’in iradesini zayıflatıyoruz.

Değerli arkadaşlar,

Peki bu sakıncaları gidermek için ne yapmalıyız?

Öncelikle, Meclis’in yasama fonksiyonu gerçek anlamda güçlendirilmelidir. Kanun teklifleri, ilgili tüm paydaşların katılımıyla, yeterli süre ve tartışma zemini sağlanarak hazırlanmalıdır. Komisyonlar göstermelik değil, gerçek anlamda çalışılan, müzakere edilen muhalefetin yapıcı eleştirilerinin dikkate alındığı alanlar haline getirilmelidir.

İkinci olarak, temel yasa uygulaması içtüzük gereği istisnai olarak icra edilmelidir. Her düzenleme, kendi konusu içinde ele alınmalı; şeffaflık ve anlaşılabilirlik sağlanmalıdır.

Üçüncü olarak, etki analizi yapmak zorunlu hale getirilmelidir. Bir düzenleme yapılmadan önce, bunun ekonomik, sosyal ve hukuki sonuçları açıkça ortaya konulmalıdır.

Ve nihayet, en önemlisi: Kuvvetler ayrılığı ilkesi yeniden güçlendirilmelidir. Yasama, yürütme ve yargı arasındaki denge-denetim, mekanizması demokratik sistemin sigortasıdır. Bu denge-denetim zayıfladığında, sadece kurumlar değil, toplumun tamamı zarar görür.

Değerli Milletvekilleri,

Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla hız değil; daha titiz çalışma, daha fazla istişare ve daha güçlü kurumsal yapılar inşa etmektir. Bu anlayışla hareket etmek, hepimizin ortak sorumluluğudur, diyor Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.”

 

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir