Atayurt Gazetesi -
$ DOLAR → Alış: 8,63 / Satış: 8,66
€ EURO → Alış: 10,12 / Satış: 10,16

SON DAKİKA

“IRAK – LİBYA – SURİYE VE AFGANİSTAN”

Halil Yılmaz Hıtmiye
Halil Yılmaz Hıtmiye
  • 04.08.2021
  • “IRAK – LİBYA – SURİYE VE AFGANİSTAN” için yorumlar kapalı
  • 68 kez okundu

(Olmaya Koşmanın Dayanılmaz Hazzı)

                                                Antakya – Atayurt Gazetesi

İslamiyet’in en büyük çıkmazı – kör döngüsü: Emperyalizmin – ABD ve Siyonizm’in güdümündeki Kesnizani’den FETÖ/PDY’ye, Nur Tarikatı’ndan tüm cemaatlere kadar Emevi gelenek ve göreneklerine göre ideolejikleştirilmiş – siyasallaştırılmış olması; Vahabi – Selefi dogmalarına tutsaklığının getirdiği Beyinsel Çölleşmedir.

İlk Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Rıfat Börekçi, Elmalılı Hamdi Yazır, Mehmet Akif Ersoy, Muhammed İkbal (Pakistanlı İslam âlimi, şair, filozof)  ve Yaşar Nuri Öztürk gibi Kuran’ı; ahlak, akıl, bilim temelli yorumlayanların yani Anadolu Erenlerinin yok denecek kadar az oluşudur.

“Türkiye’nin Taliban’ın inancıyla alakalı ters bir yanı yok.” Bu tümcenin Türkçesi: Aynı inancı taşıyoruz, amacımız ortak, demek değil mi?

Aynı inancı taşıdığımız, ortak amaçlarımız olan TALİBAN’ı şimdi yakından tanıyalım: TALİBAN, İslamiyet içinde Hanefi Mezhebini temel alan, anayasası Şeriat olan, en başta kadını yok sayan; sanatı, bilimi, bütün çağdaş ve uygarlık birikim ve değerlerini yakan, yıkan ve yasaklayan, insan yeme makinesi – vahşi bir terör örgütüdür.

İnsanoğlunun varoluşunun yarısı, uygarlığın temel öznesi – sosyal yaşamın mayası olan kızımızın, kadınımızın ve çocuklarımızın okula gitmesini yasaklamak… Kadınların peçeye bürünmesi ve çalışma yaşamından soyutlanması… İslam devletine – şeriat yasalarına karşı olan veya gelenlerin hain ilan edilip, halkın önünde idam edilmesi… Erkeklerin takke giymelerinin, sakal bırakmalarının zorunluluğu… Sakal bırakmayan veya sakalını kesen erkeklerin 6 aydan başlayan hapis cezasına çarptırılması… Yüzü görülen bir kadının kırbaçlanması… Ülke genelinde tüm Televizyon yayınlarının iptal edilmesi… Bilgisayar ve cep telefonlarının yakılması… Her türlü görselliğin, fotoğrafın ve müziğin yasaklanması… Erkeklerin, evine en yakın camide 5 vakit namaz kılma zorunluluğu ve görevlilerin camide yoklama alması… Kılınan namaz surelerini bilmeyenlerin kırbaç cezasına çarptırılması… Geçerli bir nedeni olmadan camiye gitmeyenlere ağır cezalar verilmesi…

Ülkedeki tüm okulların medreseleştirilmesi, ders kitaplarında hiçbir görselin olmaması – şeriat yasalarına göre tedrisat yapılması… Medreselerde 3. Sınıftan itibaren her bir öğrenciye en az, üç metre sarık sarma ve öğrenme zorunluluğunun getirilmesi… Farklı İslam guruplarından olanların bile, Şer ve Nifak inançlı olarak nitelenip, idam edilmesi… Çeşitli nedenlerle kesilen el ve ayakların, meydanlarda sergilenmesi…

Oysa Biz – Anadolu halklarında kadınımızla birlikte düşmana karşı savaşırız, birlikte halay çeker, oynarız. Buğdayı birlikte eker – biçeriz, hasadı kaldırır ekmek yaparız. Anadolu Kadını tencerede taş kaynatır, açlıktan inleyen çocuğunu oyalar. Cephede ki erine, erkeğine kağnısıyla ekmek, mermi taşır. Kadınımızla, kızımızla yokluğu, yoksulluğu var ve acıyı bal eyleriz. Birlikte şiir yazar, saz çalarız. Uygarlığın harcı, başımızın tacı kadınımızın; yaşamımızın her alanında söz hakkı vardır. Biz Anadolu’yuz, kadınımızla birlikte bilim, sanat, edebiyat, mutluluk üretiriz. Birlikte ağlar, birlikte güleriz. Şivan ederiz birlikte, türkü söyler, hoyrat yakarız Biz. İşte binlerce yıllık kültürümüz – özümüz, Biz buyuz.

Talibanla nasıl bir ortak inancımız olabilir? Biri bana anlatsın.

Bu siyaset etmenin diplomatik dildeki anlatımı, Taliban’la kardeş olmanın kaçınılmaz dışa vurumu: İhvan devleti kurabilmek yolunda, yeni bir tarih yazmanın, fetih rüyaları görmenin (Suriye) dayanılmaz ikrarı – hafifliğidir.

İktidarın uygar dünyanın evrensel olarak kadının canını, haklarını korumayı amaçlayan İstanbul Sözleşmesinden çekilmesi; bu sinsi toplum mühendisliği, ülkede çağdışı, gerici sosyal tabanı genişletmek; El Kaide, Taliban, Işid, İhvan gibi vahşet damarını beslemek ve kalıcı kılmak…

Ortaçağ koşullarından ipini koparmış gelen, hiçbir kalifiye niteliği olmayan bu göçmen akınına duyarsız kalanların; bunları Milis Gücü – Bindirilmiş Kıtalar olarak kullanmak gibi saklı bir gündeminin olduğunu düşünmemek; saflığın çok ötesinde aptallık, enayilik, alıklık, gaflet ve dalalet olur inancındayım.

Sınırlarımızı kevgire çevirmek, Atatürk Cumhuriyeti’ni bilerek, isteyerek; emperyalizmin göçmen toplama çöplüğüne – kampına çevirmenin aymazlık ve sapkınlığıdır. Unutmayın ki yakın tarihimizde, piramit devletin koyunlarının da çobanına (Vatan Haini Vahdettin) asileştiğini, isyan ettiğini; kanıyla, canıyla Kurtuluş Savaşı Destanı’nı yazdığını unutmayınız.

Aşiret veya kabile devletlerinin sahip olduğu niteliklerin bile gerisine düşmek; çünkü Aşiret ve Kabile devletlerinin bile geleneksel ve töresel yaptırımları vardır. Fakat bizde devletsizlik, devlet olmuş. Anayasayı, meclisi, yargıyı iğdiş etmişiz. 4 bin yıllık ordu ve diplomasi geleneğimizi, devlet aklımızı ve kurumlarımızı inkâr etmiş, ülkemizin zifaf – yatak odası olan KOZMİK ODASI sırlarını; CIA ve MOSSAD Müslümanı olan FETÖ/PDY, emperyalizmin taşeronu PKK’ya kendi ellerimizle servis etmişiz.

 “Keşke Benim de Evim Yansaydı diyeceksiniz.” Ahlaksızlığı ve aklın kıyametini, bundan daha güzel anlatacak bir tümce var mı?

Kişisel çıkarları uğruna, aklını kiraya veren Amerikan – Emperyalizmin İslamcıları; bütün değerlerini (Devletini, Düşüncesini – Kalemini – Namusunu, Yurdunu ve Dostunu…) satmaya hazır demektir.

Adım adım İhvanlaşıyoruz, Talibanlaşıyoruz. Irak, Suriye, Afganistan; kanın, kargaşanın, kin ve ihanetin yani Cehennemin diğer adı Ortadoğulaşıyoruz.

Ülkeyi yönetenlerin gündemi ile toplumun gündemi – beklentileri birbiriyle örtüşmüyor. İktidar, Sağduyudan ve ulusal sorumluktan çok uzaklara düştü. İktidarını devam ettirme yolunda; her şeye oy,  para ve nasıl mağduriyet yaratırım anlayışına kilitlendi.

Çünkü piramit devletin piramidi, ülke her şeyiyle alev alev harlanırken, ateşi – alevleri, acıyı, ahı ve can pazarını bile; otobüsten çay dağıtarak, oya dönüştürmenin dayanılmaz korkusu, siyaseten bitmişliğin aczi içindesiniz.

Cumhuriyete karşı taşıdığınız, dinmez kin ve intikam duygusu – ektiğiniz nifak tohumları; size yanlış hesap yaptırıyor, boynunuzda kaldıramayacağınız günahlar taşıyorsunuz.

Türkiye Halkları daha dün, emperyalist işgale karşı; özgürlüğünü ve bağımsızlığını kanıyla, canıyla kazanmıştır. Ulus devlet olma yolunda (Kuvayı Milliye) ödediği bedellerin – acı deneyimlerinin bilinciyle tüm ayrıştırma ve çatıştırma politikalarına karşın sabır ve sağduyu içinde… Türkiye Halkına, müstemleke – sömürge koşullarını – deli gömleğini giydiremezsiniz.

Halk eyyama vuruyor, zorla gülüyor; o gülüşlerin ardında, yarınlarının ne derin kaygıları, acıları ve umutsuzlukları var, bilemezsiniz. Çünkü odaklandığınız karanlık dünya, aklınızı – beyninizi başınızdan almış.

Halk yay gibi gergin, bütün hoşgörü ve dayanma takatini bitirmeyin. Ortaçağ artığı, hayal mahsulü doymamış güdüleriniz yolunda kıymayın bu ulusa, kıymayın bu devlete.

Halil Yılmaz HITMİYE

Eğitimci-Yazar-Şair

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ