Atayurt Gazetesi -
$ DOLAR → Alış: 8,63 / Satış: 8,66
€ EURO → Alış: 10,12 / Satış: 10,16

SON DAKİKA

KURŞUN ATMADAN İŞGAL ETMEK

Halil Yılmaz Hıtmiye
Halil Yılmaz Hıtmiye
  • 26.07.2021
  • KURŞUN ATMADAN İŞGAL ETMEK için yorumlar kapalı
  • 79 kez okundu

Antakya – Atayurt Gazetesi

Tarihsel sosyoloji biliminin bir kuramı da Demografik Yapının Değişim ve Dönüşümünü inceleme ilkesidir.

Toplum bilimi sosyolojinin bu bilimsel ilkesi, farklı kültürel değerlere sahip toplanmış insanların; aynı toprak parçası üzerinde yaşamaya zorlanması; egemen nüfusun kültürel belleğinin kozmopolitesi – bozulması yoluyla işgale, iç kargaşaya tutsak edilme stratejisi olduğunu söyler.

Demografik Yapı, toplumu oluşturan insanın değerler – kültürel sistemi (Ulusal, Tarihsel, sosyolojik, Sosyo Ekonomik, Psikolojik, Hukuksal, Dinsel, Gelenek, Görenek, Ailesel, Töresel…); bireylere ve topluma ortak amaçlar (Kuvayı Milliye Gibi) belirler, onlara yön verir. Bu değerler sistemi – Kültür, bireye ortak davranışlar yükler. Onlarda kolektif yazgının yaşam bilincini – ulusal birliğinin temelini oluşturur.

İnsan yalnız ıssız bir yerde yaşayamaz. Çünkü insan toplumsal bir varlıktır. İçinde yaşadığı toplumla insanlaşır. Toplumsal yaşam her bir kişiyi, kendi kurallarına – dinamiklerine göre eğer, eğitir ve biçimlendirir. Aile ile başlayan insanın bu toplumsal – sosyolojik, psikolojik eğitimi; binlerce yıllık kültürel birikiminin imbiğinden süzüle gelen bu değerler, kişilerin bütünsel eylemlerine ve duygusal edinimlerine – ortak davranışlara dönüşür.

Akıllara durgunluk veren bu fütursuzca (Bilinçlice) göçmen kabulü, sınırlarımızın açık tutulması – kevgire dönüştürülmesi; Türkiye Cumhuriyeti’ni asimile etmek yoluyla bir tek kurşun atmadan – milyarlarca dolar harcamadan işgal etmek projesinden başka bir şey olamaz.

BOP ’un ve Eş Başkanlarının, kısa ve orta erimli stratejik amaçlarından biri de; Türkiye Cumhuriyeti’nin demografisini – nüfus yapısını, göçmenler yoluyla değiştirerek –  üniter – ulus devlet yapısından uzaklaştırmak – çökertmek – yıkmaktır. 

Başka bir anlatımla Türkiye Cumhuriyeti’nin 1000 yıllık et ve tırnak olmuş nüfus niteliğini – toplumsal bilincini, 100 yıllık ulusal – üniter yapısını – toplumsal dinamiklerinin özünü kaşıyıp kanatarak – yok ederek; Ortaçağ artıklarıyla boğmak, boğazlamaktır.

Gelen göçmenlerin değişim ve dönüşümünün – uyumunun olanaksızlığı yanında; 24 ayda 2 doğum yapma gibi göçmenlerin hızlı doğurganlıkları; yönetenlerin, yakın gelecekte büyük toplumsal sorunlar yaratacağını görmemesi yalandan deliliğe vurmaktan başka bir şey değildir. Mezopotamya’daki nüfus değişiminin birçok ulusu tarihten sildiğini, “Kavimler Göçünün” Batı Roma İmparatorluğunu yıktığını unutmayalım.

İnsanlık tarihinde bir ülkenin geleceği, öncelikle kendi yurttaşına sunacağı ekonomi, eğitim, bilim, sağlık, sanat, barınma, Evrensel Hukuk temelli adalet – mal ve can güvenliği ile özdeştir. Bu nedenle uygar toplumların en önemli dinamikleri sosyal ve ekonomik değişim ve gelişim – kalkınmadır. Saldım çayıra, Mevla kayıra anlayışı ile değil, öngörülebilir bir nüfus planlaması ile ola gelmiştir.

İşte Türk ve Türkiye sözcüklerini duymak istemeyenler: Kırmızı Bültenle aranan karanlık kişilere,  kanlı ve kirli Kara Paralarını aklaştıranlara, uyuşturuculara, çetelere, hiçbir kalifiye niteliği olmayan, Cehaletin egemen olduğu 3. Dünya ülkelerinden ipini koparmışlara kucak açıyor.

Bu göçmen akını yakın gelecekte; ellerinden ve sakallarından kan akan FETÖ/PDY, PKK ve IŞİD gibi ülkemizin başına bela olacak ve başka suç örgütleri de doğuracaktır. Bu, bir ülkeye ve halka yapılabilecek en büyük kötülük ve ihanet olarak tarihe geçecektir.

Henüz gelişmekte olan Türkiye’nin çok değişik kültürlerin toplandığı – dünya göçmenler çöplüğüne dönüştürülmesi – nüfus yapısının hızla göçmenleşmesi; özellikle son 20 yılda ülkeyi 3. Dünya ülkeler sıralamasına hızla savurmuştur.

Çünkü ülkenin sosyo – ekonomik yapısının yetersizliği, ulusal geliri suyun, elektriğin, eğitimin, ulaşımın, istihdamın, barınmanın; yani kişilerin payına düşen bir ekmeğin her geçen gün ikiye, üçe, dörde bölünmesi; ekonomik kalkınma ve uygarlaşma sorunlarıyla sosyal patlamaları da kaçınılmaz olarak getirecektir.

Türkiye’ye akın akın gelen göçmenlerin yaşayış biçimleri yani taşıdıkları kültür; dünyanın ulaşmış olduğu çağdaş ve uygarlık birikimlerinden çok uzaktır. Halen kabile – aşiret ve Ortaçağ kültürü yaşam biçimini taşıyorlar. Uzlaşmaz bu farklı kültürel dokunun – uyuşmazlığının uyumu yüzyılları alır. Uyuşmaz dokuların en başta geleni, taşınan nüfusun kontrol edilemez doğurganlık oranıdır.

Düşük yoğunluklu doğum hızı ve ölüm oranı ekonomik kalkınmanın – dünya nimetlerinden insanca yararlanmanın ve uygarlaşmanın ölçütüdür. Çünkü beklenmedik ve hızlı Demografik Yapının Değişim ve Dönüşümü, sosyo – ekonomik sorunları dayatacak; bu sorunlar, beraberinde ulusal sorun niteliği kazanacaktır. Açlık, yokluk, yoksulluk, tacizler, tecavüzler, soygunlar, gasplar… Zaten dibe vurmuş ekonomik çöküş, sosyal patlamaları kaçınılmaz kılacaktır.

Siyasi iktidar ülke olanaklarını, kendi halkına; akıl ve bilim ile yönetmek ve dağıtmak yerine; ideolojik – siyasi taraftarına, Kamu Kaynaklarının devrini – aktarımını sağlamakla kalmıyor. Kendini Hamisi – koruyucusu saydığı siyasal din ve mezhep – ümmet kardeşlerini de ortak etmeye çalışıyor.

“Türkiye’nin Taliban’ın inancıyla alakalı ters bir yanı yok” Bu tümcenin Türkçesi: Aynı inancı taşıyoruz, amacımız ortaktır, demek değil mi?

“Keşke Yunan Galip Gelseydi” diyen Vahabi – Selefiler! Öngörüden çok uzaklardasınız (Bana Göre Bilinçlice). Bu ülkenin kuruluş kodlarına ellerinizle döşediğiniz bu Cehennem Taşları; gelecekte, ulusal anlamda ülkemizi derinden sarsacak, geri dönüşü olmayan ekonomik, politik, siyasi, kültürel çatışma ve çöküntü sizi de yutacak. Çünkü akıl ziyanı, yitimi içindesiniz. Hayal mahsulleri ekiyorsunuz, fırtına biçmeye – büyük yıkımlara hazır olun.

Bu sinsi toplum mühendisliği, ülkede çağdışı; gerici Taliban, Işid, İhvan, El – kaide gibi sosyal tabanı – terör, vahşet damarını genişletmek, canlı tutmak, kalıcı kılmaktır.

Hava öylesine kirli, öylesine karanlık ve öylesine göz gözü görmüyor ki; nefes alamıyor, yarını göremiyor insan. İçte ve dışta bütün firavunlar – şeytanlar, “DİN” kuşanmış elbiseleriyle bütün Köşe Başlarını tutmuş, düğün bayram ediyor.

Daha açık bir anlatımla hiçbir mermi atmadan, Atatürk Cumhuriyeti – bu güzelim ülke işgal ediliyor, halk, kan ve ateşe sürülüyor.

Boynunuza asılı bu günahları, nasıl kaldıracaksınız?

Halil Yılmaz HITMİYE

Eğitimci-Şair-Yazar

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ