Atayurt Gazetesi -
$ DOLAR → Alış: 13,61 / Satış: 13,67
€ EURO → Alış: 15,36 / Satış: 15,43

ÖLÜMÜ, ÖLÜMSÜZLÜK OLAN EY YÜCE ATATÜRK!

Halil Yılmaz Hıtmiye
Halil Yılmaz Hıtmiye
  • 10.11.2021
  • ÖLÜMÜ, ÖLÜMSÜZLÜK OLAN EY YÜCE ATATÜRK! için yorumlar kapalı
  • 65 kez okundu

                                                   Antakya – Atayurt Gazetesi

İnsanlığın siyasal tarihini, tarihsel sosyolojisini, felsefik ve düşünce seyrini, kültürel değerlerinin değişim ve akış tarihini okumaya – özümsemeye başladıkça; Mustafa Kemal’in niçin Atatürk olduğunu, ölümü karşısında zamanın acze düştüğünü anlamaya başladım.

Dünyanın hayran olduğu Mustafa Kemal Atatürk’e karşı düşmanlık besleyen Aymaz ve Sapkınlar! Siz, ey kapkara Cehalet! O’na karşı kin ve nefret duygularını körükledikçe; unutmayınız ki Atatürk’ün Cumhuriyet Devrimlerine, eserlerine, antiemperyalist – bağımsız ve onurluca yaşama düşüncesine sahip çıkan bir devrimci damar, gittikçe dalga dalga çoğalıyor, O’nu daha iyi anlamaya başlıyor, sahipleniyor. Boşuna uğraşmayın, yırtılıp parçalanmayın.

Yaşamda aklı, bilimi, sanatı, dostluğu, hoşgörüyü, ahlakı, farklı kültürlerin zenginliğini, gençliğin dinamizmini, üretkenliği, hakça ve insanca paylaşmayı,  onurluca yaşamayı temel almadan siyaset edenler; iyi bellesinler ki toplumsal barışı sağlamanın, Halkını mutlu etmenini onuruna ulaşamazlar, Mustafa Kemal’i anlayamazlar ve O’nun türabı, tırnağı olamazlar.

Kendini, Atatürk’le kıyaslayarak, yeni bir tarih yazmak – O’nun gibi “Dev olmak” sevdasına, sanrısına – yanılgısına kaptıran nice selvi boylu, kellesi, kulağı kocaman devlerin cüce haline geldiğini… Mum gibi eridiklerini… Kartondan yapılmış aslanlar gibi rüzgârın önünde savrulduklarını… Zamanın sarmalında sürüklenip, tarihin çöplüğüne atılacaklarını… “Atatürk Gibi Dev” olunamayacağını, O’nun ulaşılmaz olduğunu, tarih mutlaka yazacak ve Birilerine öğretecektir.

Başka bir anlatımla insanlığın Siyasi Tarihine bakınca; haramın, yalanın, riyanın, acının ve zulmün üzerine saltanat kuranların lanetle anıldıklarını görüyoruz.

Günlük yaşamımızda olay, olgu ve durumlar karşısında oluşan acılarımızı anlatırken, anlamına hiç de özen göstermeden kullandığımız Sözcükler vardır: “ÖLÜM!”

Her 10 Kasımda, yürekleri parçalayan acı dolu ağırlığını, değerini ve derinliğini kaybeden sözcüklerden en önemlisi “Ölüm” sözcüğüdür. Dilimizdeki “Ölüm” sözcüğü, bütün somut ve soyut niteliklerini, yok oluşun bütün karanlık korkunçluğunu ilk defa, 10 Kasım 1938 günü 09: 05’te yitirdi. Çünkü “Ölüm” sözcüğü, bu defa bir başka anlam yüklenmişti.

Zamanın durduğu, zamanın anlamsızlaştığı 10 Kasım 1938 günü saat 09: 05’ten, 40 dk. Sonra; 09.45’te İtalyan radyosundan tüm dünyaya  şöyle bir anons verilir: “Sezar, İskender, Napolyon ayağa kalkınız! Büyüğünüz Mustafa Kemal geliyor.”

Bir uygarlık ve barış savaşçısının ölümünü anlattığı sanrısına – yanılgısına düştüğünü bilmiyordu “Ölüm” sözcüğü. Acze düştüğünü, ölümü, ölümsüzlük olan Atatürk gibi bir liderin de öldüğünü anlatmaya çalışıyordu “Ölüm” sözcüğü.

Ve “Ölüm” sözcüğü, bilmiyordu ki hiçbir ulusun şairlerinin, ozan ve yazarlarının, akademisyenlerinin hiçbir beklentisi olmadan… Mustafa Kemal gibi kendi liderinin ölümünden duyduğu yüreğinin yangısını, içinin parçalanmışlığını, duyduğu ve yaşadığı onulmaz acıyı… Duygu seline kapılarak, düş sağanağı içinde anlatan şiirler ve destanlar yazmadığını bilmiyordu ölüm.

“Dağ başını efkâr almış // Gümüş dere durmaz ağlar // Gözyaşından kana kesmiş gözlerim…// Mızıkalar iniler ırlam ırlam dövülür // … Karalar kuşanmış Karadeniz akmam diyor // Dokunmayın ağlamaktan bıkmam diyor // Bu gece kıyamet gecesi, bu vapur bandırma vapuru… // Mustafa’m Mustafa Kemal’im…” A. İLHAN

İnsanlık tarihinde kendi ulusu ve diğer mazlum ulusların kurtuluşu için; zorunlu bir savaştan barışı egemen kılan; yüksek insanlık ailesine kardeşçe yaşamayı öğreten bir başka lider yoktur.

İnsanlığın Siyasal Tarihine, Tarihsel Sosyolojisine damgasını vurmuş, ülke yönetmiş Mao’dan Roosevelt’e, De Gaulle’den Nehru’ya, Churchill’den Hitler’e, Mandela’dan Stalin’e, Cemal Abdul Nasır’dan Saddam’a…

Atatürk’ün çağdaşı dünyadaki bütün liderler, tarihin tozlu sayfalarında soluk bir resim olarak yerini alırken… O’nun askeri ve siyasi dehalığı… Ülkesini emperyalist işgalden kurtarması ve kurması… Yaktığı İlk bağımsızlık meşalesi ile bütün mazlum ulusları ve sömürgeleri aydınlatması… Sömürgeci devletlere karşı ayaklanan mazlum ulusların, bağımsızlık savaşları vererek, özgür birer devletin Halkı olması…

Çağdaş uygarlığa giden yolun temel taşları eğitimden tarıma, sanayiden sanata, bilime… Kemalist Öğretinin “Karma Ekonomi Modeli” ile Kapitalizme ve Sosyalizme seçenek oluşturması…

“Keşke Yunan Galip Gelseydi.” diyen İngiliz, Yunan ve Fransız gizli servisleriyle çalışanlar; Mustafa Kemal’i, Samsun’a çıktığı gün, vatan haini ve dinsiz ilan edenler emperyalizmin uşağı “Kapkara Cehaletti” – cahillerdi.

Tarih, “Cehalete, nezaket gösterilemez.” İlkesini dikkate almayanlar mezarlığıdır. Selçukluyu, Osmanlıyı ve daha dün Afganistan’ı, Libya’yı, IRAK’ı yıkan, Yemen ve Suriye’yi kan gölüne çeviren de bu kapkara cehaletti.

Ve Biz, “Cehalete, Nezaket göstere göstere” uğruna milyonlarca şehit olmuş bu toprakların ayaklarımızın altından, cumhuriyetin avuçlarımızdan kayması aymazlığına (Atlar Gibi Ayakta Uyuduğumuzu) düştüğümüzü çok geç anladık.

Atatürk ile kafayı bozan – sıyıran, Yahudi – Vahhabi Mezhebi trenine binen Haham ve HAHAM Başları… Unutmayınız ki; O, “Türk” Sözcüğünü etnik ayrımcılık anlamında değil; bir üst kimlik – Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı, Türkiye halkı (Meclis Tutanakları) anlamında kullanırdı.

O’nun adını yasaklayarak, dinsel ırkçılığı – “İhvan İnancını” egemen kılmaya çalışanlar! Unutmayınız ki ulusal bayramlarını yasaklayanlar… Gün gelir dini bayramlarını da kutlayamazlar. Çünkü dini bayramların teminatı, bağımsızlığımızın simgesi ulusal bayramlarımızdır.

Ey Büyük ATA!

Sen olmasaydın, Biz olmazdık. Bu yurt, bu Cumhuriyet olmazdı. Bu ezanlar özgürce okunmaz, ibadetler Huşu içinde eda edilmezdi. Analarımız belli, fakat babalarımız belli olmazdı.

Seni sevmenin Emperyalizme karşı tam bağımsızlıkçı – devrimci bir duruş, karşı koyuş olduğunu… Bu toprakları ve bağımsızlığımızın simgesi ay yıldızlı Bayrağı ve Halkını sevmek olduğu inancı ve imanı içinde; Senin ve Silah arkadaşlarının önünde saygıyla eğilmeyi ibadet sayıyorum.

Unutmayalım ki 10 Kasımlar, yas günümüz değil; O’nun düşüncelerini – öğretisini daha çok anlama, sahiplenme günümüzdür.

Tarihte ilk kez, 10 Kasımlarda acze düşsen de, çok kalleşsin “Ey Ölüm!”

Halil Yılmaz HITMİYE

Eğitimci-Şair-Yazar

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ