Atayurt Gazetesi -
$ DOLAR → Alış: 8,50 / Satış: 8,54
€ EURO → Alış: 10,04 / Satış: 10,08

SON DAKİKA

“YAZMAYA TUTSAK OLMAK”

Halil Yılmaz Hıtmiye
Halil Yılmaz Hıtmiye
  • 14.06.2021
  • “YAZMAYA TUTSAK OLMAK” için yorumlar kapalı
  • 63 kez okundu

                                                         ANTAKYA – ATAYURT GAZETESİ

Değerli Okuyucularım! Sabrınıza ve zamanınıza sığınıyorum, saygılarımı sunuyorum!              

Yazmak, amansız bir sevdaya tutulmaktır, tutsak olmaktır yazmak.

Ülkesine ve halkına sevdalı olan, onun derin acılarına, yokluğuna, yoksulluğuna sorumluluk duyan herkesin, kendi kendisiyle yüzleşmesi, hesaplaşması; umuda, kurtuluşa, bütün güzel günlere olan inancının, imanının tutsaklığıdır, çaresi olmayan çok yaman bir hastalıktır, aldığı nefestir yazmak.

Bu nedenle mutlu olamazlar, mutluluk nedir bilmezler, gözlerine uyku girmez yazmadıkları zaman, yazmaya tutsak olanlar.

Ülkesinin ve halkının kuşatılmışlığını düşünmek ve görmek; adım adım buhrana – yok oluşa – bin parçaya bölünmeye yuvarlandığını görmek ve yazmak… İnsana özgü bütün özgürlüklere – insan olmaya giden ala şafakların kapısını açmak, umuda kanat çırpmak için yazmak. Toplumun akıl, ahlak ve ruh çöküntüsüne – ulusal birlik ve dirliğinin çözülmesine neden olan haramilere karşı koyuştur yazmak.

Bilinç, düşünme, sorgulama ve sorumluluk; insanı diğer canlılardan ayıran en temel ve en üstün niteliktir. Beynine, yüreğine gelip tahtını kuran ve seni tutsak eden; insanlığa, toplumuna ve ülkene karşı duyduğun, karşı koyamadığın kaçışı, kurtuluşu olmayan bir sorumluluktur yazmak.

Kıldan ince kılıçtan keskin bir köprüden geçmek: Sevdiklerinle, yazmaya tutsak olmak arasında kalmak – acı çekmektir yazmak. Hak bellediğin yolda, tek başına da kalsan yürümektir, bir başka aşktır, bir başka sevdadır yazmak.

Ülkenin dağına, taşına, toprağına, ormanına, denizine, deresine göz koyan soyguncuya, ahlaksıza, haramiye; zulme, acıya, işkenceye, katliamlara; soyguna, sömürüye, talana; dişinle, tırnağınla, elinle, ayağınla, bedeninle, bilincinle, kaleminle karşı koymak, yurduna ve halkına onurluca sahip çıkmaktır yazmak.

Ulusal bilincimizi, ulusal benliğimizi, tarihsel sosyolojimizi, tarihsel hafızamızı (Bellek) unutturmak, bizi biat eden mankurtlar sürüsüne çevirmek isteyenlere karşı durmaktır yazmak.

Sözcüklerini kurşun, tümcelerini silah yapıp; bir siyasal ve bir ahlaki duruşla; haklının yanında, haksızın karşısında olmak; beyninle, yüreğinle, kaleminle onurluca karşı durmak, erişilmez kutsal ve soylu bir duygudur, bir sorumluluktur, bir görevdir yazmak.

Uğruna işkenceleri göze almak, gökyüzünün maviliklerine hasret kaldığın zemheri yüzlü soğuk koğuşunda bile; yurdunun yıldızlı karanlıklarına dalıp güneşin doğuşunu, kurduğun düşlerinde özgürce yaşamaktır yazmak.

Atatürk Cumhuriyeti’nde doğmuş, büyümüş, yaşayan her yurttaşın; atalarının da yattığı toprakların ayaklarının altından göçtüğünü, avuçlarından kaydığını görüp de yazmamak, yan gelip koyun gibi yatmak; Haremilere karşı koymamak, halkına ışık olmamak; hainliğin, şerefsizliğin, alçaklığın bir başka biçimine düşmemektir yazmak.

Ülkeyi “Yağma Sofrası”, “Darül Harp” sayan bir avuç “GÖZÜ” doymayan, utanma duygusunu yitirmiş, ahlak yoksunu oburlar ile milyonlarca “KARNI” doymayan açlar ordusunun şimdi karşı karşıya olduğu demokrasi savaşımında; taraf tutma namussuzluğunun bir başka biçimi olan “TARAFSIZLIK” bataklığına – düşkünlüğüne düşmemektir yazmak.

Dinlerini, tilkiden öğrenmiş; tavuk çalmayı sevap sayan bu hırsızlar, soyguncular; ruhunu, vicdanını şeytana satmış ahlaksızlar, Firavunlar çetesi karşısında; derya içinde bir balık, sahilde bir kum tanesi olup; mazlumun, haklının, halkının, yurdunun yanında yer almak; Atatürk’ün bıraktığı bir devrimci duruş, bir toplumsal sorumluluk, namus borcudur yazmak.

Ülkemizin ve tüm değerlerimizin – ulus olma bilincimizin talan edilişine… Halkın, tüm uygarlık birikim ve değerlerinden koparılarak, ümmetleştirilip düşmanlaştırılmasına dur demek ve Kuvayı Milliyede olduğu gibi yeniden diriliş ve varoluş için; her yurtseverin ayrıntılarda boğulmadan, bir demokrasi seferberliği mücadelesinin zorunlu olduğu kaçınılmazlığını yazmak.

Dünyada ilk defa emperyalizme, yenilginin kızıl şerbetini içirtmiş; onurlu, saygın bir ülkenin; tüm kirli, pis, karanlık işlerin tedarikçisi, korsan devleti – vesayet savaşçısı konumuna düşürülmesine boyun eğmemek, halkının çığlığı olmaktır yazmak.

Bizi ülkemizin, ulusumuzun değerlerine yabancılaştırıp, onları aşındırarak; aidiyet duygumuzu – yurdumuza ve ulusumuza bağlılığımızı yok etmek; bizi, birbirimize kırdıracak, paramparça edecek bir projenin (BOP) – karanlık bir kumpasın ta ortasında olduğumuzu yazmak.

20 yıldır ülkeyi yöneten siyasi iktidarın – suçüstü olduğu ve sözünün bittiği; fakat demokrasi – millet cephesinin yani halkın sözünün başladığını, hesaplaşmanın kaçınılmaz, zor ve çetin olacağını yazmak.

Bir ülke düşününki adalet zalim, korku egemen, diller lal olmuş; yargının ve devlet etme kurumlarının aklı, onuru ve sorumluluğu tatile çıkarılmış. Üzerine ölü toprağı serpilmiş, kan uykusuna yatmış bütün bir halkın kurtuluşunu; “Hile Yaptınız, Beni Kandırdınız” diyen ve oyun mamasını deviren bir “MAFYA” liderinin kirli çıkını, meydanda savurmasına bağlamış olduğu zavallılığını yazmak.

Mafya – Tarikat – Ticaret ve Siyasetin besili öküzü öldü; eti, kemiği, kellesi, kulağı, kuyruğu kapış kapış… Ortaklık bozuldu, şimdi ülke toz duman, çamur, lağam, kokuşmuşluk, karanlık içinde… Ne yöneten belli ne yönetilen… Kimin eli, kimin cebinde; kimin yurtsever, kimin vatan haini olduğunun hiç belli olmadığını yazmak…

Atalarımız, “Bu vuruş, kör vuruşuna benzemiyor” der.

Emperyalizm ve yerli işbirlikçileri, her şeyi hesaplamış, çok iyi hazırlanmış ve çok iyi donatılmış olduklarını yazmak.

Türk Ulusunun tapu senedi Lozan’ı ve Montrö’yü yok saymak için; Kanal Katar İstanbul’u yapma sözünü veren gafillerin; Kurtarıcı ve Kurucu büyük dahi Atatürk’ün dediği gibi demokrasi mücadelesi sonrası, gidişleri çok görkemli olacak. 

Ve işte o zaman yangın, sel baskını ve deprem sonrası gibi; ülkenin uğratıldığı felaketin korkunç sonuçları ortaya çıkacak.

“Bunlar / Engerekler ve çıyanlardır / Bunlar / Aşımıza, ekmeğimize / Göz koyanlardır / Tanı bunları / Tanı da büyü…” // Bu, namustur / Künyemize kazınmış / Bu da sabır / Ağulardan süzülmüş / Sarıl bunlara / Sarıl da büyü…” //  Ahmed ARİF

Ahmed Arif’in dediği gibi halkımın aşına, ekmeğine göz koyan engereklere, gözü doymayan çıyanlara… Dinli görünen emperyalizmin dinsiz Vahabi Vandallarına karşı koymak bir namus borcudur, bir tutkudur, sorumluluktur yazmak.

Her sabah sıcak ekmek kokusu gibi hasret kaldığımız – “Ankara’da Yargıçlar Var” Hukuk güvencesine ve demokrasiye; herkesin aşının, işinin, ekmeğinin olduğu, güvenli, özgür ve aydınlık dolu günlere uyanacağımız bir Türkiye için; her yurttaşın üzerine düşen mutlak bir sorumluluğu ve görevi olsa gerek.

Çünkü çok iyi biline ki bu demokrasi ve Hukuk kavgası, çok yaman bir kavga olacak; yeniden var olmak ya da yok olmak – binlerce yıl öncesi Ortaçağ karanlığına tutsak olmak veya olmamak kavgası olacak. SAYGILARIMLA

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ