Atayurt Gazetesi -
$ DOLAR → Alış: 7,93 / Satış: 7,96
€ EURO → Alış: 9,39 / Satış: 9,43

SON DAKİKA

NEDEN – SONUÇ DÖNGÜSÜ Antakya – Atayurt Gazetesi

Halil Yılmaz
Halil Yılmaz
  • 16.09.2020
  • NEDEN – SONUÇ DÖNGÜSÜ Antakya – Atayurt Gazetesi için yorumlar kapalı
  • 75 kez okundu

Toplum Bilim Sosyolojinin temel Öznesi insan, toplum ve toplumsal olaylardır. Sosyoloji, insanın ve insanlığın ilk toplu yaşam biçimi – “Klan Dönem” inden günümüze değin; geçirdiği bütün değişim, dönüşüm ve gelişim aşamalarını neden ve sonuçlarıyla konu edinir, açıklar.

Toplum Bilim sosyoloji ile doğa, aynı sistemle işler. Bu nedenle doğa ve toplumda hiçbir şey yoktan var; varken de yok olmaz.

Toplumsal olay ve olgular, kendi hareketinin biçimini – sonucunu; yine kendi içyapısı ve potansiyel enerjisi – eylemselliği ile yaratır. Doğa ve toplumda, var olan karşıtlıkların etkileşimiyle işlemeye, bunlar arasındaki çelişkilerin aşılmasıyla yeni durumlara – sonuçlara doğru gelişir, dönüşür, akar, gider.  

Başka bir anlatımla doğa ve toplumda, neden – sonuç döngüsü – ilişkisi; karşılıklı etkileşimler mücadelesinin sürecidir. Nedensellik olgusu – eylemsellik olgusuyla başlayan bu devinimsel süreç – nedensel zorunluluk, kaçınılmaz bir sonucu doğurur. Her sonuç da başka sonuçların nedenini yaratır ve yaratmaya devam eder.

Toplum Bilimde olsun, doğa biliminde olsun her sonuç, mutlak bir nedene dayanır. Her neden, kendinden önceki neden ya da nedenlerin bir sonucudur. Toplumda meydana gelen her sonuç da; kendinden sonra gelecek sonuçların – toplumsal şekillenmenin öz ve biçiminin – sonucunun nedeni olur.

Doğa ve toplum biliminde bu akışa; “Neden Sonuç İlişkisi – Döngüsü” denir:

Örneğin doğa biliminde buharlaşma olmasaydı, yağmurlar yağmaz; tüm canlıların yaşam kaynakları olmaz ve üzerinde yaşadığımız gezegen de yaşanmaz olurdu.

Toplum Bilimi sosyolojide de doğanın aynı sistemi – kanunu işler: Örneğin Mustafa Kemal’in bağımsızlık tutkusu, üstün nitelikli bir dehası olmasaydı; Kurtuluş Savaşı Kazanılmaz, Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Ulusu da Olmazdı.

Türk Ulusu, Mustafa Kemal Atatürk’ü, en verimli çağında kaybetmeseydi; ekonomiden eğitime aydınlanma devrimlerini tamamlayabilseydi… Ve tüm Cumhuriyet aydınları yan gelip yatmasaydı… Menderes iktidarı eliyle Köy Enstitüler kapatılmasaydı… Emperyalizm ve onun toprak ağalığı Feodal Düzen – Ortaçağ hortlamaz, hepsi de yabancı patentli tarikat ve cemaatler; Cumhuriyeti yıkmak için, büyük bir hınç ve kinle örgütlenme zemini bulamazdı.

AKP, 12 Eylül gibi tüm askeri darbelerin ürününün bir sonucudur. Siyasal İslamcı Fetö Terör Örgütü, tüm tarikat ve cemaatler; hiçbir zaman, hiçbir askeri faşist darbeye karşı olmamışlardır. 12 Eylül Faşist Askeri Darbesince korunmuş FETÖ ve tarikatlar, askeri darbelere methiyeler dizmişlerdir.

Askeri darbelerin dışında, günümüz siyasi iktidarını besleyen – onun payandası olan… Ve hala Kendini Sosyalist sanan… İran örneğini göremeyecek kadar saf, at gözlüklü alıklar vardır. Bunlar, emperyalizmin “Yetmez Ama Evetçi – Neo Liberalcılar orkestrası. FETÖ’nün yedeğine düşüp, Akit Gazetesi Yazarı Abdurrahman Dilipak’ın peşine takılan – konferanslar düzenleyen;  emperyalizmin Liberal Gemisine binen aklı evvel sözde sosyalist, komünist; şu “Yetmez Ama Evetçi” düşkünler…

12 Eylül faşist askeri darbe öncesi, kışkırtıcı ajanların Sağ – Sol çatışmasını köpürtüp, doruğa çıkartması – gerçek yurtsever Devrimci ve Ülkücülerin birbirine boğazlatılmasının sonucu: Her askeri darbe, Cumhuriyeti kuruluş kodlarından – antiemperyalist özünden uzaklaştırmış; ülkeyi, “Yeşil Kuşak” – radikal İslamcı Terör Örgütlerine karşı savunmasız – açık duruma getirmiştir.

Tarikatların cesareti – siyasi şımarıklık ve gücü: En başta FETÖ Terör Örgütünün devlete alternatif bir güç olma – tehdit konumuna gelmeleri… Selefi İslamcı radikal terör örgütlerinin açık açık silahlanmaları… Hemen karşımızda, “Bindirilmiş Kıtalar” eli kanlı katiller sürüsü, potansiyel tehdit; Afganlaştırılmak üzere olan İDLİB şeytan üçgeni… Ankara, İstanbul ve Suruç Katliamları… Kuzey Suriye’de, adı tüm dünyaya ilan edilmek üzere olan Kürt Devleti… 18 adamızın işgali… Enerji havzası Doğu Akdeniz’de içine düştüğümüz sarmal… Siyasi İktidarın Cumhuriyeti boğazlamak için kapıldığı akla ziyan bir intikam duygusunun – aymazlığının birer sonucudur.

AKP 2007 ve özellikle de 2010 da demokrasi treninden indi. Şimdi toplumu tarikatlar üzerinden dindarlaştırmak, kindarlaştırmak, silahlandırmak ve çatıştırmaya giden yolun taşlarını döşemektedir.

Ülkeyi ekonomiden dış politikaya, eğitimden toplumsal barışa… Bir de devletin en kılcal damarlarına sızmış, silahlı tarikatlar badiresi bekliyor.

Siyasi iktidarın, devlet aklından uzak; Küçük Osmanlı rüyası, İhvan aşkıyla yanıp kavrulmasının – savrulmasının bir sonucudur ülkenin, içte ve dışta bu vahim duruma gelmesi.

Atatürk’ten sonra Kürt Halkının, tüm Cumhuriyet Hükümetlerince; planlı –  sistematik ve bilinçlice aşağılanması, Kürtçenin inkâr edilip, yok sayılması… Guatemala, Fellice, Ebu Garib gibi hapishaneleri aratmayan Diyarbakır, Mamak… Ceza evlerindeki insanın kanını donduran işkenceler… Faili Meçhul cinayetler… Köy ve kasabaların yakılıp yıkılması…

Atatürk’ün dâhiyane zekâsı sayesinde, Monarşiden; Kimsesizlerin Kimsesi olan Cumhuriyete geçen Türkiye; askeri darbelerle tekrar monarşinin kumpasına çekilmiştir.

Ülkede, tarikatların silahlanmasından daha vahim olan; silahların ümmetleştirilip, tarikatlaştırılmasıdır.

En kötümser, en karanlık ve en çıkışsız koşullarda bile umut; güzel günlere ulaşmanın sonucu için neden olacaktır.

Halil Yılmaz HITMİYE

Eğitimci-Şair-Yazar

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ