Atayurt Gazetesi -
$ DOLAR → Alış: 7,94 / Satış: 7,97
€ EURO → Alış: 9,44 / Satış: 9,48

SON DAKİKA

“BEN, SANA MECBURUM”

Halil Yılmaz
Halil Yılmaz
  • 26.10.2020
  • “BEN, SANA MECBURUM” için yorumlar kapalı
  • 58 kez okundu

Antakya – Atayurt Gazetesi

“Ben sana mecburum bilemezsin// Adını mıh gibi aklımda tutuyorum// Büyüdükçe büyüyor gözlerin// Ben sana mecburum bilemezsin// İçimi seninle ısıtıyorum… Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor// Karanlıkta bulutlar parçalanıyor// Sokak lambaları birden yanıyor// Tutsak ustura ağzında yaşamaktan// Hangi kapıyı çalsam kimi zaman// Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu…” Attila İLHAN

Şiir, her ne kadar aşk ve sevda ile duygusallık yüklü sözcüklerle örülmüş… Şairin sevgilisiz nefes alamayıp, Onun esiri olduğunu, egemenliği altına girmenin getirdiği mecburiyetini – tutsaklığını çağrıştırıyorsa da; siyasi iktidarın da dönüşü olmayan koşullara hapsolduğunu… Kendi iktidarını sürdürmenin mecburiyeti içinde, iktidarının tutsağı olduğunu da anlatıyor.

“Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor” bitişi, tükenişi… “Karanlıkta bulutlar parçalanıyor”: Her şeyin ‘Arap Saçı’ gibi birine karışık, karanlık,  belirsiz ve umutsuz olduğunu… “Sokak lambaları birden yanıyor // Tutsak ustura ağzında yaşamaktan” dizeleri, bir gün her şeyin mutlak ortaya çıkacağını; ‘Devlet – Kamu Malı Derya Deniz, Yemeyen Domuz – Darül Harp Ülkesi – Fethedilmekte olan Gavur Ülkesi anlayışıyla kural, kanun tanımaz, israf dolu görkemli yaşamın – işlenen günahların ‘DİVAN’ının kurulacağı korkusunun kaçınılmaz beklentisi… “Hangi kapıyı çalsam kimi zaman // Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu”: “Boş Torbayla At Tutmaya Kalkmanın”: Osmanlı sevdasıyla Halifeliğe, İhvanı Müslüm aşkıyla onun hamiliğine soyunmanın getirdiği yalnızlığın belirsiz, dipsiz, Karanlık bir Anaforun karabasanları içinde çırpınışı… Kin ve intikam dolu, öngörüsüz siyasetin ve siyasetçilerin siyaset edişlerinin, ülkeyi getirdikleri fetret – kargaşa dönemi koşullarını anlatıyor.

Bir ailenin ve devletin de yaşam biçimi ve yönetim disiplinleri – kuralları birbirinden benzer. Bu nitelikler bir birini tamamlayan duyarlılık, sorumluluk ve öngörü, hesap – kitap ister.

Yöneticinin yetersizliğinden, yanlışlarından, zaaflarından, hata ve günahlarından doğan mecburiyet; aile, şirket ve devletin küçük düşmesini, itibar kaybetmesini getirir. İçte ve dışta güvenilirliğini sorgulatır. Bu olumsuz nitelikleri taşıyan aile ise toplumdan, devlet ise bölgesinden ve dünyadan dışlanmasını – izole edilmesini, aşağılanmasını kaçınılmaz kılar.

Emperyalizm, Kapitalizmin son aşamasıdır. Bu sosyolojik – bilimsel, sınıfsal bir belirleme – tespittir. Kapitalist Sistem yenilenebilir, insana ve topluma yönelik hatalarından döndürülebilir, dönüştürülebilir bir üretim – tüketim sistemi değildir. Doğasında – sistemin özünde – felsefesinde; kendine özgü – özel işleyişinde var olan sömürü – sınıfsal çelişki, çılgınca tüketim: Kapitalizmin sonunu hazırlayacak, yılmasını getirecektir. Kapitalizmin bu diyalektiksel sınıfsal çelişkisinin sosyolojik kuralı; toplumların sınıfsız, sömürüsüz – kardeşçesine yaşamasına – mutluluğuna dönük bir dönüşmeye, başkalaşıma ve evirilmeye olanak tanımaz.

Çünkü Emperyalizm, Kapitalist sistemin dünyada egemen olduğu ülkelerin, bir birlerine bağlı – hiyerarşik sistemidir. Bu nedenle Kapitalizm ya sosyalist bir devrimle son bulacak ya da sonsuza kadar insanlığı tutsak – yok edinceye kadar sürecektir.

Siyasi iktidar da Kapitalizmin bir parçası, projesi olduğuna göre; halkımızın, ülkemizin çıkarlarına, geleceğine dönük hiçbir olumlu dönüşüm, gelişim gösteremez.

Çünkü siyasi iktidarın Kendisi, iktidar ettiği devletin en büyük toplumsal sözleşmesi – Ulusal Barışın temeli “ANAYASA” sını; yarattığı olumsuz koşulların Mecburiyetinden tanımadığını tüm dünyaya bir kez daha ilan etti. Bu ilan, “Deve mi, Kuş mu” olduğu belli olmayan ucube sistem; Bizi, fetret dönemine – orman kanununun egemen olduğu koşullara adım adım sürüklüyor.

Üstelik iktidar edenler, Kendisinden olmayan yurttaşların ölümünden bile mutluluk duyar; Kendisi gibi düşünmeyen her kişi, kurum ve kuruluşu; vatan haini – şeytan gören ve bunu siyasete – oya tahvil eden bir anlayış – siyaset ediş içinde. “Benden Sonrası Tufan Ha!” anlayışı dikte edilerek, halk korkutuluyor. Aba altından kan ve kargaşa, öğretilmiş çaresizlik, umutsuzluk körükleniyor.

İktidar, Osmanlının son dönemi gibi işlediği günahlardan kurtulmanın dışında – Kendi geleceğinden başka hiçbir şey düşünmüyor. Yarattığı kör girdaptan, bir çıkış, bir kurtuluş yolu arıyor. Bu arayış, Bana çok ürkütücü ve korkutucu geliyor. Kıldan ince, kılıçtan keskin bir köprüden geçiyoruz.

Halk ekonomiden eğitime, dış politikadan iç barışa… Nefes alamıyor, yarınını göremiyor. Devletin bütün kurumları siyasetin – iktidarın parti örgütüne dönüşmüş. Her yer, her şey; vıcık vıcık iktidarın partisi kokuyor. Hiç Kimsenin yarınına ve birbirine güveni kalmamış. Ne yöneten belli, ne yönetilen… Toplumda bir bekleyiş – Kuzuların Sessizli egemen…

İktidarın gözünü kan bürümüş görünüyor: “Hayatın albenisine Kendini kaptıran insan, dünyasını da ahiretini de kaybeder. Müminin görevi varlıkta şımarmamak;  yoklukta da sabretmektir. Gerçek mümin acıyı bal eyleyendir.” (Basından)

Haremi, ahlakı ve dini; ‘Mollanın Öğrencisi Tilki’den’ öğrenirse; “Kümesten Tavuk Çalmayı” dinden, imandan, ahlaktan ve sevaptan sayarmış.

Anadolu halkı, böylesi durumlarda: “Ele Verir Talkını; Kendi Yutar Salkımı” der.

Bu saf, bu alık ve korkak muhalefet: Siyasi iktidarın, iktidarını sürdürme mecburiyeti – tutsaklığı yolunda olası çılgınlığını hâlâ anlamış değildir. 

Ülkede, iktidar olmak isteyen bir siyasi parti için bütün somut ve duygusal – objektif ve sübjektif koşullar olgunlaşmış ve mevcuttur. Fakat iktidar olmak isteyen muhalefet yoktur. Çünkü alternatifli hiçbir hazırlıkları yoktur. İktidar alternatifli ekonomiye, işsizliğe, çiftçiye, esnafa, memura, emekliye… Mutfaktaki tencerenin nasıl kaynayacağına, gençliğin umutlarına ilişkin yeni bir öykü yazmaya… Halkı heyecanlandıracak – inandıracak yeni bir projeleri, çabaları yoktur.

Benim canım muhalefet, salıdan salıya “LAF” yarışında…

KITLIK, KAPIYI ÇALMAK ÜZERE; HABERİN VAR MI EY MUHALEFET!

Halil Yılmaz HITMİYE

Eğitimci-Şair-Yazar

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ