Atayurt Gazetesi -
$ DOLAR → Alış: 9,19 / Satış: 9,23
€ EURO → Alış: 10,67 / Satış: 10,71

SON DAKİKA

“ŞALOM ve ALEYKE”

Halil Yılmaz Hıtmiye
Halil Yılmaz Hıtmiye
  • 16.08.2021
  • “ŞALOM ve ALEYKE” için yorumlar kapalı
  • 193 kez okundu

Her ulusun kendine özgü bir Dil Sistemi vardır. Büyülü bir dünya olan bu Dil Sisteminin sözcükleri seslerden ya da seslerin oluşturduğu hecelerden meydana gelir.

İnsanlığın ve ulusların tarihine koşut – paralel olarak, sözcüklerin de doğuşu, tarihsel ve sosyolojik geçmişi, gelişimİ, değişim ve dönüşümü vardır.

Sözcüklerin doğuş gereksinimini, oluşumunu, tarihsel sosyolojik geçmişini inceleyen bilim dalına, Köken Bilimi (Etimoloji) denir.

Köken Bilimi (Etimoloji), bir ulusun tarih sahnesinde belirmeye başladığı andan itibaren – tarihi boyunca kullanmış olduğu Dil Sistemlerini ve dil değişimlerini; sözcüklerin hangi gereksinimden doğduğunu, türeyiş ve kavramlarını – anlamlarını ve o sözcüğün hangi döneme ve ulusa ait olduğunu bilimsel olarak araştırır, ortaya koyar.  

Elbette her sözcük insanın ve toplumun doğa ile başka insan ve toplumlarla, olan ilişkisinden – doğa koşullarının getirdiği yaşam savaşımının kaçınılmaz gereksiniminin eylemselliğinden; genişleyen çevresine paralel gelişen düşüncelerini anlatma gereksiniminden doğmuştur.

Biz sözcük dağarcığımızdaki anlamını bildiğimiz sözcüklerin sayısı kadar düşünebilir, hayal kurabiliriz. O sözcüklerin düşündürdüğü kavramlarla söylem ve eylem içinde bulunuruz. Çünkü insan, anlamını bildiği sözcüklerle düşünür, konuşur ve hayal kurar. Acılarımızı, aşklarımızı, sevinçlerimizi, öfkelerimizi, özlemlerimizi, kaygılarımızı, kavgamızı, düşlerimizi; kısacası evren gibi geniş olan iç dünyamızdaki kopan, savrulan fırtınaları sözcüklerle anlatırız.

Her dil, toplumları etkileyen düşüncelerle çok sıkı bir bağlantısı olan, kültürleri ve dünya görüşlerini biçimlendiren yüksek işlevli toplumsal etkinlik alanı, güçlü ve gizemli bir bilim dalıdır.

Fakat bu, bir dilin sözcüklerinin tarihsel geçmişini, gelişimini; ilk kez hangi ulus tarafından, hangi anlamla kullanıldığı gerçeğini değiştirmez.

ÖRNEĞİN SELAMÜN ALEYKÜM: Bu iki sözcüklü kavrama – anlama, Araplar ve tüm İslam Dünyası; Tanrının bir emri – kelamı olduğuna, İslamiyet’le kullanılmaya başlandığına inanır. Bu sesleniş – esenleşme sözcüklerine kutsallıklar yükler, HUŞU içinde söyler. Daha açık bir anlatımla İslam literatüründe, “SELAMÜN ALEYKÜM” sözcükleri; “Allah’ın iyiliği, güzelliği, esenliği, koruyuculuğu üzerinizde olsun” anlamlarını kapsar.

Fakat SELAMÜN ALEYKÜM sözcükleri, Köken Bilimi – Etimolojik yönünden incelendiğinde; bu sözcüklerin tarihsel sosyoloji sahnesine – kullanıma; İslamiyet’ten 1500 yıl önce, İBRANİCE olarak girdiği ve aslının da “ŞALOM ALEYKE” olduğu gerçeğine ulaşıyoruz.

ŞALOM: MÖ 1000 ile 900 yüzlü yıllarda yaşamış olan acımasız, zalim, kıyıcı, yıkıcı, Yahudi bir Kral ve ilk Yahudi – İsrail Kent Krallığını – Site Devletinin kurucusudur.

ALEYKE: İbranice kökenli olan bu sözcük;üzerine, dâhil, tâbi, taba, bağlılık – ait, Yahudi Kral Şalom’un milletindenim” anlamlarıyla kullanım sahnesine çıkmıştır.

Babilliler, Kral Şalom’un egemenliğine son verir. Hz. Musa’nın Çocukları Yahudiler – İsrailliler; Ortadoğu’dan dünyanın birçok bölgesine dağılır.

3 bin yıl önce, Yahudi toplumunun Kral Şalom’a bağlılık duygularının şifrelerini – biatını anlatmak amaçlı kullanılmış olan bu iki sözcük; İslam Literatüründe, neredeyse “Vahiy” gibi güçlü ve kutsal anlamlar yüklenerek kullanılıyor.

Yahudi ve Hristiyanları düşman belleten ve onlarla dost olmayın diyen Amerikan İslamcıları FETÖ ve tüm tarikatlar; “Selamün Aleyküm” sözcüklerinin Köken Bilimi bakımından İBRANİCE, Yahudilerin Kralı ŞALOM’a bağlılıklarını bildiren bir and – yemin olduğunu elbette ki bilirler.

Bu gerçeği O bilenler ki bu topraklarda – Anadolu’da, Türklüğü kafatasçılık – faşizm olarak savunmanın başını çekenler, Türk; Kürtçülüğü savunanlar, Kürt; Arapların Selefi – Vahabilik’ini savunanlar da Arap değildir.

Fakat Yahudi Faşizmi Siyonizm’i ödünsüz savunan ve tüm Mezopotamya’da – Kenan İli – Tanrı tarafından vaat edilmiş topraklarda (Anadolu Dâhil) egemen kılmak isteyenler; ya Yahudi’dir ya da Yahudi’mizin kalemşorları, vatan haini FETÖ ve türevleri gibi bindirilmiş kıta Lejyonerler – paralı tetikçilerdir.

İslamiyet adı altında, Orta Asya’dan Avrupa’ya, Afrika’ya kadar her bölgeyi, her kenti Darül harp – fethedilmesi gereken gavur – küffar ülkesi (Şimdi de Atatürk Cumhuriyeti’ni) sayan ve baş üstünde baş, taş üstünde taş bırakmayan; ırkçı Emevi Faşizminin işgal, talan, yayılmacı zihniyetinin günümüzdeki görev bekçileri; bindirilmiş, donatılmış kıta – Lejyonerler: 1000 yıldır yazgı birliktelikleri ortak olan Türk, Kürt ve tüm ulusları kendi özleri, özsuları olan kültürlerinden, tarihsel köklerinden koparıp, vahabileştirmek yoluyla ümmetleştirmek istiyorlar.

Kürt ve Türk halklarının tarihsel seciyeleri elbette farklıdır; fakat bu farlılıklar, bu coğrafyada 1000 yıldır yazgı birliğine – kültürel bir mozaiğe dönüşmüştür. Biri olmadan, diğerinin soygunsuz, sömürüsüz bir dünya kurmaları olanaksızdır. Çünkü tüm ezilen, mazlum halkların kurtuluşu; emperyalizme karşı birlikte verecekleri sınıf mücadelesinin getireceği Halk Demokrasisiyle ete ve kemiğe bürünecektir.

Bir toplumu oluşturan yurttaşlar ahlak, Hukuk, adalet, yurt, yurtseverlik, şehitlik, vatan hainliği gibi ortak değer ve kavramları anlatan dilinin sözcüklerinden – sözdiziminden farklı anlamlar algılamaya, anlamaya başlama aşamasına (İçinde Bulunduğumuz Durum) getirilmişse; ulusal birlik ve beraberliğin sonunun başlangıcına gelinmiş; kaos – kargaşa, yıkım ve dağılma kaçınılmaz demektir.

Elbette ki Anadolu Halklarının özlerinden kopup, savurulmalarının temelinde; 1950 Menderes İktidarıyla başlayan ve Amerikan İslamcılığına soyunanlar – kişisel çıkarlarını her şeyin üstünde görüp, aklını kiraya veren hain FETÖ ve PKK; bütün değerlerini (Kalemini – Namusunu – Yurdunu – Dostunu…) gümbür gümbür pazara çıkarıp, satmayı maharet sayan dönek solcu neoliberallerdir.

İşte günlük yaşamımızın her alanında kullandığımız aslı İbranice olan Şalom Aleyke; ABD İslamcıları Selefiliğin – Vahabiliğin Bizi getirdiği nokta; uğradığımız kültürel erozyonun – yok oluşa doğru gidişin – farkında olmadığımız fotoğrafın sinsi stratejik arka planı budur.

Özsuyu – kültürünün temel taşı dilini kaybeden Halkların – ulusların; yok oluşu, başka ulusların müstemlekesi – sömürgesi olması ve zaman içinde tarihten silinmesi kaçınılmazdır.

Halil Yılmaz HITMİYE

Eğitimci-Şair-Yazar

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ