Atayurt Gazetesi -
$ DOLAR → Alış: 9,58 / Satış: 9,62
€ EURO → Alış: 11,15 / Satış: 11,19

SON DAKİKA

KURT VE EŞEK

Halil Yılmaz Hıtmiye
Halil Yılmaz Hıtmiye
  • 15.09.2021
  • KURT VE EŞEK için yorumlar kapalı
  • 64 kez okundu

Antakya – Atayurt Gazetesi

Bir gün, Kurt ve Eşek doğadaki ağaçların, bitkilerin, çayırların, çimenlerin renkleri konusunda iddiaya girmişler.

Kurt, Eşeğe: Hadi söyle bakalım, bu uçsuz bucaksız çimenlerin rengi nedir?

Eşek: Bundan kolayı ne var, ben, her gün karnımı bu sapsarı çimenlerle doyuruyorum, demiş.

Kurt aptallaşmış, şaşkın: Ne yani, şimdi bu yemyeşil çimenlere sen sarı mı diyorsun?

Eşek: Evet, Sen de renk körlüğü var, bu çimen denizinin rengi sapsarıdır, demiş.

Kurt ve Eşek, anlaşamamışlar. Konuyu, Kralları olan Aslana götürmüşler. Ormanlar Kralı Aslan, ikisini de dinlemiş.

Kurda, bir ay hapis cezası vermiş. Eşeği azat etmiş ve eşeğe, sen de bu sapsarı çimenlerde karnını doyurmaya, gezip debelenmeye, keyfince devam et, demiş.

Kurt şaşkınlık içinde, Kralları Aslana yaklaşmış ve sormuş:

“Yüce Kralım, yoksa bu yemyeşil çimenleri, gerçekten, siz de mi sapsarı görüyorsunuz?”

Aslan: Doğru, çimenler yeşildir.

Kurt  : Ulu Hünkârım, o zaman bana niçin bir ay hapis cezası verdiniz?

Aslan: Eşekle tartışıp, iddiaya girdiğin için, demiş.

                                                       Anonim Halk Edebiyatı

Değerli okurlarım!

Yukardaki yazı, kahramanları hayvan veya bitkilerden oluşan bir Fabl örneğidir.

Yazının özü: Beynini aydınlık dünyanın bilimine, uygarlığına, sanatına ve insana dair tüm güzelliklere kilitlemiş; tek doğru olarak bildiği Ortaçağ karanlığı tabularıyla mankurtlaşmış biriyle “Neyi, Nasıl tartışırsın?” sorusunun yanıtıdır.

Fabl ve Masallardan romanlara kadar temel ve değişmez konu, insan ve toplumdur. Edebiyat ürünleri, toplumun bütün ekonomik, sosyal, siyasal dönemlerini; tarihteki sosyolojik öyküsel macerasını konu edinir.

Aydınların, öznesi olmayan – edilgen tümceler – cümleler kullanmak zorunda kaldığı koşullarda… Bilimin, sanatın – uygarlığa ilişkin tüm dinamiklerin anası olan düşünce özgürlüğünün yok sayılıp, prangalandığı… A’sından Z’sine kadar bozulmuş bir düzenin baskı ve zulmünü – şiddet ve hiddetini, Monarşist Sultan ve Diktatörlerin; ülkesine ve toplumuna ihanetini anlatmak, aşmak için bir çıkış, bir kurtuluş yolu arar.

Başka bir anlatımla sorumluluk duygusu taşıyan bir aydın, topluma egemen olan korku iklimine… Şiddetin, kaygının, haksızlığın, ahlaksızlığın ve adaletsizliğin… İlke haline getirilmiş yönetimsizliğin, bir yönetim biçimine dönüştürülmüş koşulların da bile aydın; toplumu aydınlatmanın sorumluluğu içinde kıvranıp, dururken; Ona ışık olmak, umut olmak, yürekli duruşu, çözüm ve kurtuluş yolunu anlatabilmek amacıyla Fabl yazı türünü seçer.

Çünkü toplumuna ışık olmak, bir çıkış – bir anlatım yolu bulmak zorundadır yazar. Bulamadığı – yazamadığı zaman; Kendi içinde tutsaktır, beyni karıncalanır; yumurtlayacak yer arayan bir tavuk gibi telaşlanır – arayışa girer ve ancak yazdığı zaman özgür olur ve ancak o zaman Kendini, toplumsal sorumluluğunu yerine getirmiş sayar.

Toplumuna karşı sorumluluk duyan bir yazar şahların, padişahların, kralların ve diktatörlerin baskı ve zulmünü eleştirmek, ona başkaldırmak… Toplumdaki iyi ve kötüyü, çirkin ve güzeli, cesur ve korkağı, dürüst ve ikiyüzlülüğü, yalanı, riyayı, erdemliliği ve ahlaksızlığı… Karınca gibi ezilenlerin, sömürülen yoksulların, açlık ve tokluğu gibi karşıtlıklarını ve çatışmalarını; hayvanlar ve bitkiler arasında yaşanmış gibi; onların üzerinden yine onlara ders vermek amaçlı anlatır.

Ağzını açan, eline kalemi alan Herkes; Anayasanın, yasaların ihlalinden – iğdiş edilmesinden, devlet aklının ve sorumluluğunun kaybolduğundan, dem vuruyor. Ülkede ayyuka çıkmış yolsuzluk ve ahlaksızlıkları soruşturacak bir savcı arıyor.

Doğru, bunlar normal demokratik, sosyal, Hukuk devletlerinde olur. Devletin, devlet olma niteliklerinin köküne kibrit suyu döküldüğünün farkında değil misiniz?

Onlar ki meczuplaştırdıkları tarikat üyelerine, öbür dünyada cennet ve Huri vadedenlerin, bu dünyadaki sapkınlaşmış siyaset, ticaret ve tarikat yaşamlarında – mal ve mülk edinmek için öbür dünyanın hiç de umurlarında olmadığını… Kendileri, cenneti bu dünyada yaşarken; samimi inanmışlara, Cehennemi yaşattıklarını görüyoruz. 

Selefilik ’in – Vahbilik’in İçtihat Merkezi görevini üstlenmiş; Diyanet İşler Başkanlığının; Kurtarıcı ve Kurucu Atatürk’e, Cumhuriyete, Kuvayı Milliyeye; ağzından salyalar savururken; gerçek Kuran İslam’ında, Kamu Malını çalmanın, yetimin hakkını yemenin; ölü etini yemek ile eş tutulduğu konusunda bir Fetva verdiğini duydunuz, okudunuz mu hiç?

Dilinden Allah’ı, elinden Kuran ve tesbihi, başından takkeyi eksik etmeyen, sözde alnı secde görenler!

Anadolu erenlerinden Yunus Emre: “Bir gez gönül yıktın ise, kıldığın namaz değil // Yetmiş iki millet dahi, elin yüzün yumaz değil (Temizleyemez)”

Siz, bu İslam Dini’nin neresindesiniz?

 “Türkleri savaşarak, asker ve silah ile asla yenemezsiniz. Türklerin sadece DİN ADAMLARINI ele geçirip onları kullanın. Onlar zaten DEVLETLETLERİNİ YIKARALAR.”     Winston Churchill (İngiltere Başbakanı)

Halil Yılmaz HITMİYE

Eğitimci-Şair-Yazar

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ